Yardıma Mı Gidiyorum Yoksa Askere Mi?

Uçağa binmeyi beklerken bir de yurttan ayrılış seremonilerimi yazmak istedim. Gitme vakti yaklaştıkça yavaş yavaş çevremdeki herkes gideceğimi öğrenmiş oldu. Meğer ne çok insan buralardan gitmek istiyormuş, ne çok kişinin böyle hayalleri varmış. Son zamanlarda öyle güzel tepkiler aldım ki inanamazsınız. Her ne kadar ailem hala ne işin vardı oralarda dese de, birçok kişi benimle gurur duyduğunu, başkalarına örnek olacak bir şey yaptığımı söyleyerek tebrik ettiler beni. Hatta daha önce haberim olsa kesin seninle gelirdim diyenler, bir sonrakine beni unutma diyenler, yaptığımı duyduktan sonra hayatlarına ilişkin yeni kararlar aldıklarını söyleyenler bile oldu. İnsanları hayallerini gerçekleştirmeleri için azıcık da olsa teşvik ettiysem ne mutlu bana.

Sanki çok uzun süre gidiyormuşum gibi iş yerinde herkesle sarılıp vedalaştık. Akrabalarımla görüşüp kucaklaştık. Hatta arkadaşlarımdan bir kısmı ile bir akşam veda yemeği bile yedik. İşleri biraz abarttık galiba, kendimi askere gidiyormuşum gibi, bir daha dönmeme ihtimalim varmış gibi hissettim. Dedim ki ne güzel bir ortamım varmış benim, arkadaşlarım, dostlarım, ailem; inşallah sağ salim dönerim diye düşündüm. Ohhh her şeyden çok uzaklarda olacağım düşüncesi, yaa burası da aslında çok güzelmişe dönüşmeye başladı yavaş yavaş..

Öbür yandan projedekiler de o kadar ilgiliydi ki, her gün bana mail attılar, seninle buluşmak için sabırsızlanıyoruz, seni havaalanından alacağız, gelmeden şunlara dikkat et, en ufak bir sorun olursa bize söyle vs vs. Gerçekten güven veriyorlar, umarım orada da işler bu şekilde ilerler. Sonuçta diyorum ki beni orada bir şeyler bekliyor. Bu kadar yolu o yüzden gidiyorum, gidip beni bekleyen şeyi görmek için, onu yaşamak için. Birazdan uçağım kalkacak. Midemde kelebekler uçuşuyor. Umarım her şey yolunda gider ve bundan sonraki yazımı sizlere çok çok uzaklardan gönderebilirim. Şimdilik bana iyi yolculuklar, en kısa zamanda görüşmek üzere..

Gerçekten O Gün Geldi Mi?

İnanamıyorum, sonunda hazırlıklar bitti galiba!! Nasıl oldu, o tarih ne zaman geldi, o koşturmacalı günler nasıl geçti hiçbir şey anlayamadım.

Hazırlıkların ikinci kısmında daha çok kara kuzularla yapılacak aktivitelere ve onlara alınacak hediyelere yoğunlaştım. Gönüllülük için başvurumu yaptığımda bana gelmeden önce çalışmamda fayda olacak şeylerin listesini ilettiler. Oynanacak oyunlar, söylenecek şarkılar, sorulacak sorular vs vs.. Ailenin en küçüğü olduğum için ve çocuğum da olmadığı için konuya fazlaca uzaktım aslında. Evet bir sürü yeğenim var, bir sürü arkadaşımın da çocuğu. Ama benim bugüne kadar oturup bir çocukla oyun oynamışlığım olmadı hiç, iki yanak alıp kaçanlardanım. Öyle sabırla oturup, vakit ayırıp çocuklarla oynamak bana hep zor gelmiştir. O yüzden hazırlıklar da benim için bir o kadar zorlu geçti. Minikler ne sever, neden hoşlanır, ne gibi faaliyetler yapar hiçbir fikrim yoktu.

İnternetten şarkılara çalışıp, videolar izledim bol bol. Öyle çocuk şarkısı deyip geçmeyin bazıları zor oluyor gerçekten de. İtiraf etmeliyim ki dilimin dönmediği, pes ettiğim şarkılar bile oldu, hani şu tekerleme gibi olanlardan. Adam asmaca neydi, seksek nasıl oynanıyordu, elişi kağıtlarından kedi köpek nasıl yapıyorduk, hepsine çalıştım. Hatta bir gün lise öğretmenim aracılığıyla birkaç saatliğine bir kreşe bile gittim. Ortamlarını görmek, pratik fikirler edinmek, tüyolar almak için. Sonra bir an durdum düşündüm, dedim ki Allahım ben napıyorum, biri bana büyü falan mı yaptı acaba 🙂

Hediye alışverişine gelince çevremden de pek çok kişi gittiğimi öğrendiğinde ne alabiliriz, ne yapalım, bizim de bir faydamız dokunsun diye yardımda bulunmak istedi. Ancak proje koordinatörüyle yazıştığımda kurallar gereği direkt çocuklara hediye verilmesine izin verilmediğini ama okula alınacak kitap, oyun, faaliyet malzemeleri gibi şeylere ihtiyaçlarının olduğunu öğrenmiş oldum. Düşününce gerçekten haklılar, sürdürülebilir, uzun soluklu bir ilişki kurmanın yolu çocuklara hediye vermekten değil, eğitimlerine en güzel şekilde katkı sağlamaktan geçiyor.

O yüzden gramafon kağıdıydı, şönildi, oynar gözdü unuttuğum veya daha önce hiç duymadığım malzemelerin dünyasında buldum kendimi. Bu aşamada bana destek olan anne arkadaşlarıma ne kadar teşekkür etsem az. Evlerinde yaptıkları faaliyetlerin resimlerini gönderdiler, çocuklarının kreşlerinde yaptıkları şeylerden bana fikir verdiler, hatta bazı malzeme ve kitapları kendileri bulup aldılar. Anlayacağınız her şey büyük bir dayanışma ve zevk içinde yapıldı. Şimdi bütün bu eşyalar valizlere yerleştirildi, minik ellere kavuşmayı bekliyorlar heyecanla..
img_3914

O Zaman Hazırlıklar Başlasın!!!

Gitmek kadar gitmeden önce yapılan hazırlıklar da çok keyifli. Gerçi bu süreçte kendimi biraz yıpratıp fazlaca yorduğumu da itiraf etmeliyim. Hem kendim için hem de çocuklar için yapmam gereken bir sürü hazırlık vardı.

Öncelikle kendimle ilgili olanlardan bahsedeyim. İlk olarak yaptırılması gereken aşılar için Sağlık Bakanlığı’nın Ankara’daki Seyahat Sağlığı Merkezi’ne gittim. Başvuran kişileri gideceği ülkeye ve kalacağı süreye göre aşılar ve dikkat edilmesi gerekenler konusunda yönlendiriyorlar. Güney Afrika Cumhuriyeti için gereken aşılar diğer Afrika ülkelerine göre nispeten daha az. Örneğin sarı humma aşısına gerek yok. Proje koordinatörünün dediğine göre gideceğim bölge sıtma riski olan bir bölge olmadığı için antibiyotik almama da gerek olmayacak. Tifo riskinin Türkiye ile aynı olduğunu, çeşmeden su içmediğim, içeceklerimde buz kullanmadığım, duşta, denizde dikkatli olduğum sürece bir sıkıntı olmayacağını belirterek, bu aşıyı da olmama gerek olmadığını söylediler.

Kaldı geriye temel diğer aşılar. Küçükken hangi aşıları olmuşum, hangi hastalıkları geçirmişim hiçbir fikrim yoktu. Anneme sorduğumda ise 4 kardeş olduğumuzdan dolayı aldığım tüm cevaplara soru işaretiyle yaklaşıyordum. Babam küçükken olduğum aşıları gösteren aşı karnemi bile buldu ama yazılanlardan ne biz ne de doktor bir şey anlayabildik. Bu devirde aşılarımızı, geçirdiğimiz hastalıkları gösteren bir kaydın olmamasını hala anlayamıyorum. Sonuçta kan testlerimi yaptırarak eksik olan aşılarımı tespit etmek zorunda kaldım. Hepatit B, Tetanoz ve Difteri aşılarımı oldum. Hepatit B aşısı, 3 doz olduğu ve tüm dozlar 6 ayda tamamlandığı için 3. dozum yetişmedi. 2 dozda da bağışıklık sağlanma ihtimali varmış, bu yüzden bir ümit 2. dozdan sonra kan testi verdim ama maalesef bağışıklık kazanamamışım. Kan yoluyla geçtiği için dikkatli olmam gerekecek. Gerçi AIDS de o kadar yaygın ki her halükarda dikkat etmem gerekecekti zaten.

15 yıldır kontakt lens kullanıyordum ve yıllardır göz çizdirmeyi hayal ediyor ama buna bir türlü cesaret edemiyordum. Orada enfeksiyon kapmayım, lensle uğraşmayım diye düşünerek gözlerimi karartıp lazer ameliyatı oldum. Demiştim ya bu yolculuk beni bir çok açıdan geliştiriyor diye, şu anda her iki gözüm sıfırlanmış olarak bunları yazarken bir kez daha mutlu oluyorum.

Ayrıca oraya gideceğim, çok güzel çocuklar göreceğim, bir sürü yeni yer keşfedeceğim, çekeceğim fotoğraflar da güzel olsun diye Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği’nin (AFSAD) 1. kur temel fotoğraf kursuna katıldım. Daha önce fotoğrafçılık konusunda ne bir bilgim vardı, ne de profesyonel bir makinem. İlk derse deneme amaçlı girdim, sevmezsem devam etmem diye düşündüm. Ama hem ortam, hem hocalar, hem dersler o kadar keyifliydi ki 5 haftayı çok büyük bir zevkle tamamladım. Kursun sonunda makinenizle fotoğraf çekmeniz isteniyor ve çektiğiniz fotoğrafları sınıfta hocalar değerlendiriyorlar. İşte o zaman fark ettim ki cep telefonları meğer her şeyi ne kadar da güzel optimize ediyormuş(!) O yüzden bol bol fotoğraf çekmeden ve AFSAD’ın diğer kurlarını da tamamlamadan yanımda makine götürmemeye karar verdim. Zaten bana gönderdikleri dokümanlar da güvenlik açısından üzerimizde takı, saat, fotoğraf makinesi gibi değerli eşyaların taşınmasının riskli olduğunu söylüyordu. Şimdilik makine götürmesem de kursta fotoğraf yorumlamaları sırasında edindiğim tecrübenin çekimlerimde işe yarayacağını düşünüyorum.

Onun  dışında düzenli spor yapmaya özen gösterdim. Orada ne kadar fiziksel bir aktivitenin içinde olacağız bilemiyorum ama tüm gün bilgisayar başında çalışan biri olarak zinde ve enerjik olarak gitmek istedim.

Son olarak alışveriş konusu kritikti. İlaç, giysi ve hediye alışverişi. Doktor arkadaşlarımla konuşarak götürülecek ilaçları belirledim. Giysi konusuna gelince, orada yaz olduğu için kış ortasında yazlık kıyafet bulmak zor işti. Ayrıca proje sırasında giyeceğimiz eteklerin ve şortların diz hizasından daha kısa olmasını istemediklerini belirtmişlerdi. Bu yüzden hem evdeki giysilerim hem de alabileceğim şeyler oldukça kısıtlıydı. Yine de bu konuya çok takılmadım, zaten yıpranmasından, zarar görmesinden endişe edeceğiniz kıyafetlerinizi getirmeyin, tesislerimizin imkanları temel düzeyde demişlerdi. O yüzden tek tük, rahat edebileceğim birkaç giysi alışverişi yaptım.

Hediyeler kısmını çocuklar için yaptığım hazırlıklarda anlatacağım. Çünkü bu konudaki çalışmalarım henüz tamamlanmış değil. Daha yapacak öyle çok işim var ki, hadi ben hazırlıklarıma devam edeyim…

Peki Orada Ne Yapacağım?

Merak edenler için biraz da projenin detaylarından bahsetmek istiyorum. African Impact adında İngiliz bir organizasyon şirketi aracılığıyla gidiyorum. Bu şirket Afrika kıtasında 12 ülkede gönüllülük projeleri yürütüyor.

Projeler toplum gönüllülüğü ve doğal yaşamı koruma gönüllülüğü başlıklarında ikiye ayrılıyor. Eğitim, spor, medikal, çocuk bakımı, cinsiyet eşitliği, doğal yaşam araştırması, hayvan bakımı gibi bir sürü konuda onlarca proje yürütülüyor. Benim gideceğim projenin ismi “30 Yaşın Üzerindekiler İçin Okul Öncesi Eğitim Projesi”. Projenin yürütüldüğü yer Cape Town, Güney Afrika Cumhuriyeti. Katılımcıların 30 yaşın üzerinde olma zorunluluğu var. Çünkü ilgileneceğimiz çocuklar çeşitli nedenlerle zarar görmüş (öksüz, yetim, istismar edilmiş vb.) ve kolay incinebilecek türden. Daha verimli bir katkı sağlanabilmesi için gönüllülerin olgun olmasını tercih ediyorlar. Gönüllülerin yapacağı temel işler okul öncesi çocukların eğitiminde öğretmenlere yardımcı olmak, çocuklara kitap okumak, onlarla resim çizmek, oyunlar oynamak; sağlık, beslenme ve hijyen aktivitelerine katkı sağlamak; bakım ve tadilat projelerine destek vermek. Tüm bunların dışında en önemli olanın onlara hak ettikleri sevgiyi ve değeri hissettirebilmek olduğunu düşünüyorum.

Proje sürekli açık ve gönüllüler projeye 2 haftadan 12 haftaya kadar katılım sağlayabiliyorlar. Proje süresince gönüllü evlerinde kalınıyor. Konaklama ve 3 öğün verilen yemek için bir miktar ücret ödüyorsunuz. Ayrıca uçak biletlerinizi ve seyahat sigortanızı karşılamanız gerekiyor. Adli sicil kaydı ve bir başvuru formuyla projeye dahil oluyorsunuz. Tüm bu süreçte aklınıza gelen her türlü soru için proje koordinatörü ile yazışıyorsunuz ve tüm merak ettiklerinize oldukça sıcak bir şekilde cevap veriyorlar.

Kontenjanlar kısıtlı olduğu için rezervasyonunuzu birkaç ay öncesinde yaptırmanız gerekiyor. Projeye 3 hafta katılmak istediğimi söylediğimde proje koordinatörü gereken tüm dokümanları ileterek gönüllülük sonrasında katılabileceğim 6 günlük bir tur önerdi bana. Turu inceleyince, gittiği yerleri görünce oldukça heyecanlandım. Kendisine sadece 3 haftam olduğunu, tura ancak gönüllülüğü 2 haftaya düşürerek katılabileceğimi, bu yüzden kafamın karıştığını söyledim ve onun bu konudaki fikrini sordum. O da bu proje için daha çok çalışanların başvurduğunu ve bu yüzden genelde 2 hafta katılım sağlanabildiğini söyleyerek, 2 haftanın benim için yeterli olacağını ve turun harika yerlere gittiğini, her gece farklı bir yerde konaklanacağını, Cape Town’a gelmişken bu turu kaçırmamam gerektiğini söyledi. Böylece benim gönüllülük işinin bir haftası da kendiliğinden tatile dönüşmüş oldu.

Böyle kendiliğinden ortaya çıkan süprizlere hep bayılmışımdır zaten. Maceranın ikinci kısmının da kişisel gelişimimde oldukça faydalı olacağını düşünüyorum. Çünkü bugüne kadar hiç tek başıma tatile çıkmamıştım. Anlaşılan bu yolculuk her açıdan kompakt bir deneyim olacak benim için. Internet erişimim nasıl olur bilemiyorum ama 2 hafta sonrasındaki paylaşımları gördüğünüzde gönüllülük bunun neresinde demeyin diye şimdiden söyleyeyim istedim 🙂

Herkesin Bir Fikri Var

Gitmeye tam anlamıyla karar verdiğimde konuyu insanlara yavaş yavaş çıtlatmaya başladım. Aldığım olumlu görüşlerin dışında en çok sorulan sorular şu şekildeydi:

  • Türkiye’deki çocuklar bitti de Afrika’dakiler mi kaldı? (bıyık altından gülümsemeler)
  • Tek başına mı gideceksin? (şaşkın surat ifadeleri)
  • Eşin buna nasıl izin verdi? (sorgulayıcı bakışlar)

Hatta dünyanın artık maceraya atılacak bir yer olmadığını söyleyip, kaçırılırsam ne yapacağımı bilip bilmediğimi soran insanlarla bile karşılaştım. Duygusal bir insan olduğumu söyleyerek psikolojimin etkileneceğinden endişelenen insanlar da oldu. Eminim kimse kötü niyetle söylemedi bütün bunları ama ben hepsine kulak tıkayıp olumlu düşüncelerle yola çıkmak istiyorum. Orada nelerle karşılaşacağımı bilmiyorum elbette, bazen endişeleniyorum, anlatılanlardan korkuyorum, çocukları gördüğümde gözyaşlarımı nasıl tutacağımı düşünüyorum ama her şeye rağmen buna değeceğine tüm kalbimle inanıyorum. Bu yolun beni değiştireceğine, belki bana yeni yeni yollar açacağına, beklediğim gibi geçmemesi durumunda bile en azından yaşadığım hayatın kıymetini anlamamı sağlayacağına, öyle ya da böyle bana mutlaka bir şeyler katacağına eminim. Heyecanla bekliyorum o günün gelmesini.. Fazla zamanım kalmadı, 31 Ocak gecesi uçağım kalkacak. Hadi hazırlıklara başlayalım o zaman!!