Sıcacık bir Cape Town akşamından herkese merhaba!! Şu anda ranzamda uzanmış bir biçimde size bunları yazarken kafamı toparlamaya çalışıyorum. Henüz gönüllülük işi başlamamış olsa da öyle dolu dolu bir gündü ki, nereden başlasam nasıl anlatsam bilemedim.
Saat 13:00 civarlarında uçaktan indiğimde Debs beni elinde ismimin yazılı olduğu bir tahtayla bekliyordu. Havaalanlarında elinde isim tutan insanları gördükçe, bir gün biri de benim ismimi tutacak mı acaba diye düşünürdüm. Demek ki o gün bugünmüş. Sohbet ederek arabaya doğru yürüdük. Hava öyle sıcaktı ki, ayağındaki parmak arası terlikleri görünce mutlu oldum, ben de artık giyebileceğim diye. Nasıl ağır bir İngiliz aksanı var, dedim ki burada herkes böyle konuşuyorsa yandık.
Sonra gönüllülerin konakladığı eve geldik. Mahallemizin adı Observatory, yani rasathane. Eski rasathanenin olduğu, Cape Town Üniversitesi’nin yakınında, şirin bir semte benziyor. Evimiz tek katlı, bir sürü odalı, ortasında bir oturma odası ve Amerikan mutfağı olan tam bir öğrenci evi.


Eve girer girmez burnuma yemek kokuları geldi. Mutfakta siyahi bir adam yemek pişiriyor, kanepelerde de bugün gelen gönüllüler sohbet ediyordu. Tüm ev halkıyla tanıştım. Sonra hemen bahçede beyaz tahta önünde oryantasyona başladık. Dan bize 4 saat kadar Güney Afrika’nın ırkçı siyasi geçmişinden (Apartheid) tutun da, konuşulan dillerinden (11 resmi dili var), HIV/AIDSten, çocuklara nasıl davranmamız gerektiğinden, evdeki bulaşık yıkama kurallarına kadar bir sürü konuda bir sürü şey anlattı.

Aslında uzun uzun yazmak isterdim, bir sürü ilginç şey öğrendim ama hepsini anlatabilmek için sabaha kadar yazmam gerekebilir. Saat 17:30 olunca diğer gönüllüler çalıştıkları yerlerden geldiler. Evin içi bir anda curcunaya döndü. Çoğu İngiliz, aralarında Kanadalı, İskoç ve Avusturalyalı birkaç kişi daha var. 18:00’de hep birlikte öğlen kokusu gelen yemeklere yumulduk. Zimbabve’li Shecky döktürmüş gerçekten. Yemeklerimizi o yapıyor, karısı da çamaşır, temizlik gibi evin diğer işleriyle ilgileniyor. O güzel yemeğin üzerine bana içinde iki tane ranzanın olduğu ama tek başıma kalacağım bir oda vermesinler mi? Dedim ki ohh her şey iyi gidiyor.
Yemekten sonra hızlıca mahalleyi gezdik. Daha sonra 30 senedir Güney Afrika’da yaşayan, Güney Afrika’lı bir eşi olan Yunus Bey beni gelip aldı ve evlerine götürdü. Ortak bir tanıdığımız bu projeye başvurduğumda bizi tanıştırmıştı. Yunus Bey buraya gelmeden önce bana her konuda o kadar yardımcı oldu ki, bu dünyada böyle insanlar da varmış dedirtti. Eşi ve çocuklarını tanıyınca onları da çok sevdim. Eşi Cape Town Üniversitesi’nde profesör ve Güney Afrika’da yılın kadını seçilmiş biri. Hep birlikte keyifli bir akşam geçirdik. Kendimi evimdeymiş gibi hissettim.
O kadar uzun yoldan ve yaşadıklarımdan sonra şu anda gözlerim fena halde kapanıyor. Yarın erkenden okullara gideceğiz ve sonunda kara kuzulara kavuşacağım. En iyisi biraz enerji toplayım, şimdilik iyi geceler..

