Kısa Bir Mola

Kısa Bir Mola

İnsanın ihtiyaçlarını gösteren Maslow’un üçgenini koşar adımlarla çıkarken çok şükür ki 30’lu yaşlarımın başında en üstteki “Kendini Gerçekleştirme” basamağına ulaşmıştım. İçeri girince bir de ne göreyim, burası diğerlerinden çok farklı, ucu bucağı olmayan, hiçbir işaret, levha bulunmayan, herkesin yolunu kendine göre belirlemesi gereken dipsiz bir kuyu. Basamak falan da değil zaten, üçgenin içinde bambaşka bir diğer üçgen. Meğerse insan buraya gelmeden diğer basamaklardaki dertlerin aslında ne kadar da tanımlı, başı sonu belli ve bu yüzden de yönetilebilir olduğunu anlayamıyormuş. Buradaki varoluşsal ve cevabı olmayan sorularla savaşmak hepsinden zormuş. Anlattıklarımı en iyi benim gibi aynı üçgende dönüp dolaşan ve yolunu bulmaya çalışan insanlar anlayacaktır. İşte ben birkaç senedir o üçgende bir sağa bir sola gitmeye çalışırken sonunda hayatıma bir senelik bir mola vermeye karar verdim.

Aslında hikayem çok eskilere dayanıyor. Geriye dönük yıllarıma ve işaretlere bakınca daha iyi anlıyorum bunu. Ama çok fazla detaya girmeden yakın zamanı anlatacağım sizlere. Nietzsche’nin çok sevdiğim bir sözü var: “İnsanın dans eden bir yıldız doğurabilmesi için içinde kaosun olması gerekir.” Son yıllarda fark ettim ki benim yıldızım istediğim gibi dans edemiyor, yıllar geçtikçe de kendine olan inancı azalıyor, ışığı gitgide sönüyor. İçimdeki enerji, hayattan beklentilerim, aklımdan geçenler, hayalini kurduğum şeyler yaşadığım hayattan hep daha fazla; oturduğum masalardan, konuştuğum konulardan, tanık olduğum yaşantılardan, yaptığım gelecek planlarından.. Tüm bunların bende tetiklediği kaostan Afrika’ya gitme fikri doğdu, sonra da benim için hayattaki en kıymetli şeylerden biri olan bu bloğu yazmaya başladım. Afrika’da ranzamda uzandığım bir gün yurt dışında yüksek lisans yapma fikri geldi aklıma. Olabilir miydi, yapabilir miydim? Param, cesaretim, şartlarım buna elverir miydi?

Kafamdaki bir sürü soru işaretine rağmen denemeye değer diye düşündüm ve son bir senemi bu işe ayırdım. Hikayenin çıkış noktasından anlaşılacağı üzere benim için asıl amaç hiçbir zaman diploma olmadı. Yine de gitmişken bana en çok katkı sağlayacak olan MBA (İşletme Yüksek Lisansı) diploması ile döneyim istedim. Konu MBA olunca okul ücretleri dudak uçuklatıyor. Avrupa’daki okulları sıraladığınızda bir yıllık okul masraflarının 80.000€’yu bulduğu okullar var. Tüm Avrupa’ya göz gezdirdikten sonra İngiltere’ye gitmeye karar verdim. Okulların çeşitliliği, eğitimin kalitesi, ülkenin güzelliği, ana dilinin İngilizce olması sebeplerden birkaçıydı.

İlk iş olarak bir arkadaşımın yönlendirmesiyle İngiltere’de yaşayan ODTÜ mezunlarının e-mail grubuna üye oldum. Orada sorduğum sorular sonucunda İngiltere’de birkaç üniversitede İşletme Bölümünde öğretim üyesi olarak çalışmış biriyle tanıştım. Kendisi Russell Group Üniversitelerine başvurmamı tavsiye etti. İngiltere’deki 24 üniversitenin üye olduğu bu topluluk en iyi araştırma üniversitelerinden oluşuyor. Bu üniversiteler arasından okul ücreti 20.000£ ile 30.000£ arasındaki okullardan seçtiklerime başvurdum (Southampton, Nottingham, Birmingham, Durham, Leeds, Newcastle ve Liverpool).

Başvuru için dil sınavı sonucu (IELTS veya TOEFL), 2 referans mektubu, diploma, transkript, niyet mektubu ve CV gerekiyor. Bir de yılı okuldan okula değişen iş tecrübesi istiyorlar. Bu arada başvurularımı SI UK adında İngiltere’deki üniversitelerin Türkiye’deki resmi temsilcisi aracılığıyla yaptım. Buradaki en güzel nokta ne biliyor musunuz? Bu ajanslar size okul seçimi, başvuru, vize ve yurt seçimi dahil her konuda yardımcı oluyorlar fakat sizden tek kuruş ücret talep etmiyorlar. Ücretlerini gittiğiniz üniversiteden alıyorlar. Her aşamada bana o kadar yardımları dokundu ki onlarsız bu süreci tamamlamak benim için oldukça zor olurdu.

Okullar başvurumu değerlendirdikten sonra Skype’da benimle mülakat yaptılar. Aslında her aşaması benim için öğretici ve geliştirici bir süreç oldu diyebilirim. 10 yıllık iş tecrübesi sonrası tüm yaptıklarımı gözden geçirmemi, kendimi değerlendirmemi, dışarıya açılmamı ve öğrendiklerimin farkına varmamı sağladı. Mülakatlardan sonra tüm okullardan kabul mektuplarım gelmeye başladı. Sonra anladım ki bu işin zor olan kısmı kabul almak değil burs bulmakmış. Tüm okullar okul ücretlerinde bir miktar indirim yaptılar. Aralarından gitmeyi en çok istediğim, bu yüzden de Ocak ayında İngiltere’ye giderek Uluslararası Ofisi ile görüşüp kampüsünü gezdiğim Nottingham Üniversitesi’nden ise 25.000£’luk tam bursu almayı başardım.

Nasıl oldu derseniz açıkçası birkaç ay süren uğraştırıcı bir süreç oldu. İngiltere Üniversiteleri için oldukça zor olan bu şansı yakalamamda okulu ziyaret etmemin, Türkiye’den bir kadın olmamın (çok ulusluluk ve cinsiyet eşitliği onlar için oldukça önemli), 10 yıllık iş tecrübemin, IELTS notumun, yüksek lisans diploma notumun, yaptığım yazışmaların ve de evren mi dersiniz yaratan mı dersiniz hani siz bir şeyi çok istediğinizde tüm kapıları açan o gücün etkisinin olduğuna inanıyorum. Çok çok şükür.

Ama maalesef masraflar okul ücretiyle bitmiyor. Bir yıllık konaklama ve yaşama masraflarını cepten karşılayacağım. Bir yıl maaş alamamak ve sterlin harcamak çok da kolay olmayacak. Yine de bu parayı evlere arabalara vermek yerine belki de hayatımın en büyük deneyimi olacak olan bu bir sene için harcamamın benim için en doğru seçim olduğunu düşünüyorum.

Burs süreci tamamlandıktan sonra iş yerinden bir yıllık ücretsiz iznimi aldım. Hem başvuru sürecinde hem de izin sürecinde bana destek olan yöneticilerime çok teşekkür ediyorum.

Evden izin almam da kolay oldu diye düşünmeyin. Her ne kadar gitmemi istemese de yine de eşim bana bu sürecin her aşamasında elinden gelen desteği gösterdi. Okulu birlikte ziyaret edip karar verdik, burs başvurularıma yardım etti, sürecin her aşamasında beni yönlendirip fikir verdi. Kocaman yüreğiyle hayatımdaki en büyük destekçim olduğunu bir kez daha gösterdi.

Artık yola çıkma vaktim geldi. Bakalım orada bir senem nasıl geçecek. Bu yaştan sonra yurtta kalmak, derslere girip ödev yapmak, hiç tanımadığım kişilerle arkadaşlık kurmak kolay olacak mı bilemiyorum. Düşündükçe bazen bir endişe kaplıyor içimi o yüzden çok detaylı düşünmemeye çalışıyorum. Bu yol bana dışarıdaki dünyayı gösterdiği gibi kendi sınırlarımı da öğretecek.

Gitmeden birçok kişiden şu yorumu duydum: “Tamam bir sene git gel de, bu bittikten sonra ne yapacaksın onu çok merak ediyorum”. İnanın ben de bunu çok merak ediyorum. Planladığım hiçbir şey yok. Bilmediğim bir yola çıkıyorum. Bence en güzel tarafı da bu zaten. Steve Jobs’ın kendi hayatını anlatırken söylediği bir söz var ya “Hayatınızdaki noktaları geleceğe bakarak birleştiremezsiniz; bunu sadece geçmişe bakarak yapabilirsiniz.” diye. Ben de noktalarımın ileride bir gün güzel bir şekilde birleşeceğine inanıyorum. Belki bir gün yıldızımı istediğim gibi dans ettirmeyi başarabilirim.

Kısa Bir Mola” için bir yorum

  1. Canım çok güzel anlatmışsın gidiş serüvenini tüm yazılarını zevkle okuyorum. Sevgiler

Nevin Çervatoğlu için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir