Sakız Adası maceramız taverna gecesiyle doruk noktasına ulaştı. Akşam saat 21:30’da Paragka yani Baraka isimli restorandaydık. Canlı müzik ve sınırsız içkili menü için 25€ ödedik. Son zamanlarda herkesin dilindeki Türk restoranların pahalılığı, servis kalitesinin düşüklüğü, bu nedenle insanların Yunan adalarını tercih etmeleri konusuna kısmen katılıyorum. Burada özellikle alkol fiyatları Türkiye’ye göre oldukça ucuz, yemekler ise Türkiye ile yarışır ama daha pahalı değil kesinlikle. Servis, hizmet, güleryüz açısından da hiçbir sıkıntıyla karşılaşmadık.
Gelelim Taverna gecesine. Gece buzuki ve gitar eşliğinde söylenen şarkılarla hızlı bir şekilde başlıyor. Solistimiz Rum ama kimi şarkıları Rumca kimisini de Türkçe söylüyor. Her şarkıda bu acaba bizim şarkımız mı yoksa onların mı kararsızlığını yaşayıp hepsine eşlik ediyoruz. Sahne zaten birkaç şarkı sonra dolmaya başlıyor. Zeybek oynanıyor, danslar ediliyor, hatta bir ara kendimi Ankara’nın Bağları şarkısında oynarken buluyorum ve ardından inanmayacaksınız ama damat halayına başlıyorum. Yani tavernada mıyız yoksa Türk gecesinde miyiz karar vermesi zor bir ortam.


Sonra bir ara aklıma tabak kırmak geliyor, garson kadına soruyorum. Ben oradaki çalışanlar kıracak, isteyenler de onlara eşlik edecek sanıyorum. Meğerse tabakların tanesi 1€’muş. Kırmak isteyen parasını ödüyor öyle geliyor tabaklar. Yani yok öyle bedavaya tabak mabak kırmak. E diyorum gelmişiz buraya kadar ver bana bi beş tabak, tabak da kırmadık demeyelim. Kadın tabakları getiriyor, bildiğimiz tabaklar gibi değil, alçıdan yapılmış. Alçı olunca kırması da kolay olacak belli.
Elimde beş tabak çıkıyorum sahneye, bu arada sahnedeki insanlar yerlerine oturuyor. Çat çat vursam tabaklar hemen bitecek, ekonomik kullanmalı. Nasıl olacak bu iş diye düşünürken orkestra süper bir şarkıya başlıyor. “Olmaz olmaz bu iş olamaz, hiç yalvarma bu iş olamaz”. “Bu kadar çapkın olma demedim mi? Göğsünü böyle açma demedim mi? Gözler manalı süzme demedim mi? Olmaz olmaz bu iş olamaz”. Şarkı tam oynamalık. Ben de başlıyorum tabak dansı yapmaya, tabaklar bir sağımda bir solumda bazen kafamın üzerinde müzikle dans ediyorum. Millet de şaşırıyor, hiç böyle tabak kırıldığını görmediler herhalde. Alkışlar, ıslıklar derken bir tane kırıp tekrar oynamaya devam ediyorum. Sonra diğer tabağa geçiyorum. Sonra biraz daha dans derken değişik figürlerle beş tabağı öyle verimli kullanıyorum ki, ben bile kendime hayret ediyorum. Hepsi uzonun suçu mu yoksa sahne ışıkları mı beni yoldan çıkardı bilmiyorum ama tabak kırma işi güzel bir şova dönüşüyor. Bugüne kadar hiç bu kadar kişinin önünde ıslıklarla, alkışlarla tek başıma dans etmemiştim. Ne kadar güzel bir duyguymuş. İzleyenler mutlu, ben mutlu bolca alkışla sahneden iniyorum. Unutamayacağım bir gece oluyor benim için.

Ertesi sabah Sakız Adası’nda son günümüz başlıyor. Bu sefer istikamet adanın kuzeyindeki köyler. Önce UNESCO tarafından Dünya Kültürel Mirası olarak ilan edilen, 11. yüzyıldan kalma Nea Moni Kilisesi’ne gidiyoruz. Kilise çok etkileyici ama kiliseden çok bir odasında yer alan kafatasları ve kemikler şaşırtıyor bizi. Duvardaki açıklamada da 1822 yılında Türkler tarafından yapılan katliamda kiliseye sığınan özellikle kadınlar ve çocuklardan oluşan halkın ve papazların katledildikleri yazıyor. Olayları o dönemin şartlarında değerlendirmek ve hikayenin bir de diğer tarafını dinlemek gerektiğini bilsem de yine de okuduklarım hoşuma gitmiyor.



Daha sonra dağların üzerinde kurulu Anavatos ve Avgonima köylerine gidiyoruz. Taş evlerden oluşan bu köyler halkın korsan saldırılarından korunabileceği yüksek yerlere yapılmış. Anavatos köyü o kadar dik ki, yürümekte bile zorlanıyoruz. Şu anda köyde yaşayan sadece birkaç kişi kalmış. Avgonima köyünün yapıları ise restorasyondan geçmiş, otantik pansiyon ve restoranlarla tam bir huzur mekanı. Öğle yemeğimizi burada yedikten sonra ada merkezine gidiyoruz.


Adada yapılan son alışverişlerle ellerimizde reçeller, ballar, kekikler, çeşit çeşit sakız ürünleri ve uzolarla iki otobüs dolusu Türk, Yunan ekonomisine can verip feribotumuza biniyoruz. Sonrası tekrar Çeşme ve Artur.
3 günlük ada havasından sonra Ankara’ya dönüş yolculuğumuz başlıyor. O bildik rutin gözümü korkutamıyor bu sefer. Kurban bayramında yeni maceralarla buluşacağız yine, biliyorum. Haftaya görüşmek üzere, sağlıcakla kalın..
Çok teşekkür ederim ayrıca siteme buyrun http://islamguzelahlaktir.blogspot.com/