Benim Gitmem Lazım..

Senelerdir kıvranıyordum, bir şeyler yapmam lazım, bir yolunu bulmam lazım, bir şekilde çıkmam lazım, yaşama kendi ellerimle dokunabilmem, gerçekten nefes alabilmem, renkleri uzaktan görmek yetmez, onları içimde hissedebilmem lazım. Biliyordum bütün bunları, çok iyi biliyordum. Günler birbirini kovalıyor, yıllar hızlıca geçiyordu. Bir şey olmasını bekliyordum. O bir şey, her neyse bir an önce olsun ve beni kurtarsın, beni ben yapsın. Olmadı işte, o şey bir türlü olmadı. Ben onu beklerken kımıldamam her geçen gün zorlaşıyor, sorular artıyor, kalbim sıkışıyor, düşünmekten yoruluyordum, son zamanlarda tek yaptığım şey uzanıp tavanı izlemekti, evet evin tüm tavanlarını ezbere biliyordum artık..

Bir gece yatarken kuracak hayalimin kalmadığını fark etmiştim, her günümün birbirine benzediğini, öyle yaşayıp gittiğimi. Ruhi Mücerret’in dediği gibi “Hayatım bir film olsaydı, izlerken ya uyuya kalır ya da yarısında çıkardım.” Bunu bilip hiçbir şey yapamamak, eksik olanın ne olduğunu bulamamak, onu nasıl tamamlayacağını bilememek çok yıpratıcıydı. Neden buradayım, ben ne yapıyorum, devam etmenin ne anlamı var? gibi sorular sorup,  varlığımı bir türlü anlamlandıramıyordum. Elimde bir sürü soru vardı, düşündükçe azalacakları yere artıyorlardı. Bir şeyler yanlıştı, bize öğrettikleri yollar, geçmemizi bekledikleri sokaklar, yaşamamızı istedikleri hayatlar.. Tüm bunları düşünürken, hayatla çok kavga ettim, her şeye kızdım, herkese küstüm. Belki bundan kimsenin haberi bile olmadı ama ülkeme, aileme, inandıklarıma, bana inandırdıklarına, sevdiklerime, hatta çok sevdiğim kitaplara bile. Öyle bir noktaya geldim ki artık kitap okumayacağım dedim. Başkalarının anlattıklarını dinlemek istemiyorum artık dedim. Kendi hikayem olmalı, kendi doğrularımı oluşturmalıyım, bunca senedir kafamı bir sürü yanlış şeyle doldurdular dedim.

Kafamdaki sorulara cevap bulamadıkça çareyi her şeyi olduğu gibi bırakıp gitmekte buldum. Hayal bu ya, bir sabah kalkıp çok uzaklara gidecektim. Bir anda, kimseye söylemeden. “Irmağın Öyküsü”nü de o zamanlar gözyaşları içinde yazdım, şimdilik ilk ve son öyküm. Sonra ailemle bir gemi yolculuğuna çıktık. 10 günde 5 ülke gezdik, sayısız güzel yerler gördük.

“Tüneller geçtim, camlardan yolları izledim, istasyonlarda bekledim, farklı tenleri, farklı müzikleri hissetmeye çalıştım, gökyüzüne baktım, havayı soludum derin derin, denizin kokusunu içime çektim, kalbimdeki heyecanı hissettim bazen, bazen de midemdeki ağrıyı ve boğazımdaki düğümü.. Nereye gidersem gideyim, ne yaparsam yapayım kendimleydim, gitmekle gidilemediğini söylemişti zaten şair..”
10 Mayıs 2015, Marsilya

O 10 günlük yolculuk bana nedensiz başını alıp gitmenin hiçbir işe yaramayacağını öğretmiş oldu. Ablamın da dediği gibi nereye gidersem gideyim totom da benimle gelecekti nasılsa. Haklıydı, derdim neydi, istediğim neydi, kendimle zorum neydi? Bilmiyordum, o kadar karmaşıktı ki, çözmek zaman istiyordu.

“binbircesitelif” de zaten buradan geliyor. Hakan Günday’ın “Kinyas ve Kayra” kitabında Kayra, içinde iki farklı insan olduğundan bahsederek o iki değişik Kayra’yı kabul ettiğini söyler ve ikisiyle de başa çıkabileceğini düşünür. Sonra her şeyi dışarıdan izleyen üçüncü Kayra’yı fark eder ve sonra dördüncüyü, beşinciyi… Der ki: “İçimde bir stadyum dolusu adam vardı. Ve ben saymaya daha yeni başlıyordum.” Bu satırları okurken ilk kez kendime itiraf etmiştim belki de, benim de içimde bir stadyum dolusu elif vardı. Bazısıyla tanıştık, bazısını henüz hiç görmedim, bazısını herkesten sakladım, bazısını ön safhalarda tuttum, bu seneye kadar öyle ya da böyle bir şekilde idare ettim hepsini. Ama bu sene roller birbirine karıştı, herkesten bir ses çıktı, baş edemedim, çok savaş verdim. Bazılarını bu yaşa kadar susturduğuma hayıflandım, geç kalmış hissettim kendimi.

Yine tavanlara baktığım bir gün, ne yapmalı ne yapmalı diye düşünürken, aklıma Afrika’ya gitmek geldi. Ne de olsa ölmeden önce yapılacaklar listemde geçiyordu kara kıtaya gitmek. Ama nasıl? Gezmeye olmasın, gezip gördüğüm yerlerden istediğim tadı alamıyor, yeterince dokunamıyordum insanlara. Bir yardım işi için gitsem? Birilerine faydam dokunsa? Daha önce hiç görmediğim insanlarla tanışsam, bambaşka hayatların içine karışsam? Birkaç kişiye sordum soruşturdum bir şey çıkmadı. Sonra unuttum gitti bu fikri, yine daldım kendi dünyama. Sürekli yeni bir şeylere elimi atıyordum ve hep boş çekiyordum. Elimi neye atacağımı şaşırarak, her seferinde aradığım şey her neyse onu bulmanın ümidiyle yeni şeyler deniyordum. Yine zor zamanlarımın birinde enerjisine güvendiğim çok eski bir arkadaşımın evine gittim ilk kez. Uzun süredir aklımda olan ama hep ertelediğim bir şeydi. Onu görmeye ihtiyacım vardı, iyileşmek isteyen biri gibi girdim o eve. Bir bir döktüm eteğimdeki taşları. Her nasılsa konu döndü dolaştı Afrika’daki çocuklara yardım için yapılan projelere geldi. Bana bunu daha önce denemiş birini söyledi ve benim için macera o gün başladı, 03 Ağustos 2015. Bunu yapabilir miydim, hiç bilmiyordum o gün. Sadece güzel bir hayaldi. Ama insanın aklına küçük bir düşünce tohumu düşmeyegörsün, o insan bir daha asla eskisi gibi olamıyor.

Başta kendim de inanmayarak, yavaş yavaş fikre ısındım. Oraya giden yıllardır görmediğim arkadaşımla yazışmaya başladım, sağolsun o da çok destek oldu bana, sonra organizasyon şirketine yazdım bilgi almak için. Dedim aşılarımı yaptırayım, dursunlar bir köşede belki lazım olurlar. Ama hala gideceğime tam olarak inanmıyordum. Konuyu eşime açtığımda asla böyle bir şeyi istemeyeceğini söyledi. Zaten kendim de git geller yaşıyordum.

Günler geçtikçe o tohum bende büyüdü, büyüdü, bir gün saklanamaz bir hale geldi. Beni hayata bağlayan bir şeye dönüştü. O çocukların resimlerine baktıkça, dünyanın dört bir yanından gelen diğer gönüllülerle geçireceğim zamanı düşündükçe, en çok da kendime yapacağım bu yalnız seyahati hayal ettikçe yaşadığım heyecan vazgeçmesi zor bir tutkuya dönüştü. Ve kendimi bir gün evden ve işten 3 haftalık iznimi koparmış, Cape Town biletlerimi almış bir şekilde buldum. İnsanlık için küçücük ama benim için kocaman bir adımdı bu attığım.

Herkesin kolayca yapabileceği kısacık bir seyahat bile olsa, sonunda iyi veya kötü nelerle karşılaşacağımı bilmiyor da olsam, tüm bunlar bana hala hayatta hayal kurulabilecek şeylerin olduğunu ve eğer gerçekten ararsak onları bulabileceğimizi hatırlattı. Bu süreçte bir kez daha anladım ki insan bir şeyi gerçekten istesin onu hayata geçirmek için bir şekilde bir yolunu buluyor. Hayal kurmak dünyanın en kıymetli şeyi. Bir şeyi çok çok istemek, ona giden yolda o heyecanla yatıp kalkmak.

Bu süreçte beni yüreklendiren çok sevdiğim dostlarıma, benimle heyecanımı paylaşıp tüm endişelerimi giderecek şekilde bana yol gösteren sevgili amirime ve de beni her halimle kabul ederek sevmekten hiç vazgeçmeyen canım eşime ne kadar teşekkür etsem az..Bakalım bu yolun ucunda beni neler bekliyor, bu yolda bana eşlik etmek ister misiniz?