Hoşçakal İzlanda

İzlanda’daki son günümüzü Reykjavik sokaklarında geçirdik. Reykjavik İzlanda’nın başkenti olsa da yaklaşık 130.000 nüfuslu küçük bir şehir. Bu nedenle yürüyerek her yere gitmeniz mümkün.

Sabah ilk olarak Hallgrimskirkja Kilisesi’ne uğradık. Kilise 73 metre uzunluğunda şehrin en uzun yapılarından birisi. Kilisenin yapımı 41 yılda tamamlanmış ve gerçekten güzel bir mimarisi var.
IMG_3681

İçeri girdiğimizde canlı org çalınıyordu. Org aşağıda gördüğünüz borulara bağlı ve bu ses sistemi sayesinde kilisenin içine yayılan müzik oldukça etkileyici oluyor.
IMG_3686

Ayrıca asansöre binerek kilisenin en üst katına çıkabiliyorsunuz. Reykjavik yukarıdan o kadar güzel görünüyor ki. Küçük küçük evler, rengarenk çatılar, evlerin arkasında Atlas Okyanusu ve kar kaplı dağlar..

Daha sonra şehrin ana caddesi olan Laugavegur Caddesi’nde gezindik. Zaten tüm sokaklar buraya çıkıyor. Küçük hediyelik eşya dükkanlarının olduğu, kafeler ve restoranların yer aldığı bu caddede azıcık alışveriş yaptık. Ama azıcık gerçekten. Zaten büyük alışverişlere güç yetecek gibi değil. Buraya özel bir şeyler almak isterseniz her yerde satılan kazağından çorabına yünden yapılmış bir sürü ürün var. Yün kazakların fiyatlarını merak edip baktığımda 650 TL’yi görünce zaten kaşındırır bunlar beni, istesem de giyemem diye kendimi teselli ettim.
FullSizeRender 3

Bu arada şehirde sokak sanatı da oldukça yaygın. Birçok binanın duvarında çeşitli renk ve desenlerde resimler görmek mümkün.
IMG_3678

IMG_3755

Sonraki durağımız caddenin alt kısmındaki Tjörnin denilen küçük havuzdu. Burada 40’dan fazla cins su kuşu yaşıyormuş. Kazlar, kuğular, martılar, deniz kırlangıçları.. Herkes buraya gelip kuşlara ekmek attığı için de buranın halk arasında adı ekmek çorbasıymış. Gerçekten de suyun içinde çeşit çeşit kuşlar öyle güzel gözüküyorlardı ki, aralarında daha önce hiç görmediğim cinsler de vardı. Bir de hepsi bir ağızdan öyle bağırıyorlardı ki, ne dedikleri anlaşılmasa da önemli bir şeyler konuşuluyor gibi geldi bana.
IMG_3706

FullSizeRender

Şehirdeki son durağımız ise okyanus kıyısındaki Sun Voyager yani Güneş Yolcusu heykeliydi. Herkes bu heykeli Viking gemisine benzetse de aslında keşfedilmemiş yerlere, umuda, gelişmeye ve özgürlüğe açılan hayali bir gemi olarak tasarlanmış. Tüm sevdiğim kavramlara gönderme yapmış yani. Ne kadar güzel değil mi?
FullSizeRender

Daha sonra okyanus kenarında biraz daha dolaşarak İzlanda’daki son günümüzü de noktaladık.
FullSizeRender

Şelaleler, yanardağlar, buzullar, kuzey ışıkları ve jeotermal kaplıcalar derken beş güne sayısız güzellik, mutluluk ve deneyim sığdırdık. Fırsatı olan herkesin gelip buraları görmesini isterim.

Sabah uçak saatlerimiz farklı olduğu için gece yatmadan önce Christine ile kucaklaşıp başka bir ülkede görüşmek üzere vedalaştık. İnanır mısınız daha kafamı yastığa koyar koymaz başka yerleri hayal ederken buldum kendimi. Sonra Türkiye’ye bile dönmemişken böyle şeyler düşündüğüm için kendime kızdım. Güney Afrika’dan geldiğimde bir arkadaşım “Artık bir kere bu virüs senin vücuduna girdi, bundan sonra kaçışın yok” demişti. Gerçekten de ne kadar doğru söylemiş. Ne yapalım biz de bu virüsü kabullenip bir ömür boyu onunla yaşamaya çalışacağız demek ki.
IMG_3761

Buzullardan Kızgın Sulara Atlarken

Geldik turun son gününe. Bugünkü en önemli durağımız Blue Lagoon yani Mavi Lagün’dü. Hamamlara, kaplıcalara ve spalara bayılan ben tabi ki de karlı dağlar arasındaki Blue Lagoon’a girmek için sabırsızlanıyordum.

Otelimizden çıktıktan sonra birkaç yerde mola verdik. Birisi de volkanik lavların yayıldığı arazilerdi. Zamanla üzerleri yosun kaplamış lavlar oldukça güzel gözüküyorlardı.
FullSizeRender 3

IMG_3515

Öğlene doğru Blue Lagoon’a vardık. Biz turla geldiğimiz için direkt içeri girebildik ancak kendiniz gelmeyi düşünüyorsanız önceden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Burası yerin 2.000 metre altından gelen jeotermal suların oluşturduğu doğal bir bölge. Lagün toplamda 9 milyon litre su içeriyormuş ve suyun sıcaklığı ortalama 38 dereceymiş.
FullSizeRender

Christine’le bikinilerimizi giyip titreye titreye dışarı çıkarak hızlıca suya koşturduk. O buz gibi havadan sıcacık suya girmenin mutluluğu inanılmazdı. Çok sıcak olduğu için içinde uzun süre kalamadığım Türkiye’deki kaplıcalardan sonra buradaki su korktuğum kadar sıcak gelmedi. Bir de vücudum sıcak suların içindeyken yüzümün üşümesinden çekiniyordum ama buharlaşan sular sayesinde suyun dışında kalan yerleriniz de hiç üşümüyor.
IMG_3656

Lagün’ün çeşitli yerlerinde doğal çamurlar var, cilde iyi geldiği için biz de yüzümüze sürdük. Suyun saçlara zarar vermediğini, sadece saçları kuruttuğunu bu nedenle girerken ve çıkarken bolca saç kremi sürülmesi gerektiğini söyleseler de biz saçlarımızı suya sokmamayı tercih ettik. 2 saatlik bir keyfin ardından sıcak suyun verdiği yorgunluktan gözlerimiz kapanarak otobüsümüze tekrar bindik.
IMG_3566

Otobüs bizi Reykjavik’teki otelimize bıraktı. Burada rehberimizle ve turda tanıştıklarımızla vedalaştık. Bence kısa ama çok iyi planlanmış bir turdu, herkese tavsiye ederim. İzlandalı tur rehberimiz Snorri’den de oldukça memnun kaldık.
FullSizeRender 4

Akşam Christine’le ekmeğin içinde çorba servis eden güzel bir yer bularak karnımızı doyurduk. İzlanda’da kaldığımız süre boyunca kahvaltılar hariç neredeyse her öğün çorba içtik diyebilirim. Hem sıcak, hem diğer yiyeceklere göre daha ekonomik, hem de çok lezzetliler. Daha önce hiç içmediğim kuşkonmaz çorbası, tatlı mısır çorbası ve etli İzlanda çorbası favorilerim arasında. Burada fark ettiğim diğer ilginç bir şey ise insanların çorbanın yanında bira içmeleri oldu.
IMG_3660

Sonrasında otelimize geldik. Yarın İzlanda’da son günümüz olacak. Geldiğimizden beri Reykjavik’i görme şansımız olmadığı için şehri gezeceğiz. Yarın tekrar görüşmek üzere, iyi geceler olsun..

İzlanda’nın Baş Döndüren Güzellikleri

İzlanda’dan herkese merhaba! Sanki sabah güne başladığım saatler o kadar geçmişte kalmış gibi ki, bütün gün yaşananları yazıya dökmek hiç kolay olmayacak.

Neyse dün geceden bir başlayalım bakalım. İzlanda’ya neredeyse bir günümü yollarda geçirerek geldim. Havaalanına indiğimde gece saat 22:30 civarlarıydı, Türkiye’de ise 01:30. İlginç bir şekilde ülkeye girişte ne pasaport kontrolünden geçtim ne de vizeme bakan oldu, belki de Danimarka üzerinden geldiğim içindir bilmiyorum. Sonrasında kapıda internetten ayırdığım Fly Bus otobüslerine bindim. Otobüs binenleri önce şehir merkezinde bir terminale götürüyor daha sonra otele bırakılmak için ekstra ücret ödeyenleri küçük servis araçlarıyla otellere bırakıyor. Otele geldiğimde gece 12’yi geçmişti. Ama açıkça söylemek gerekirse Türkiye’nin herhangi bir şehrinde o saatte yalnız bir kadın olarak hissedeceğim tedirginliği hiç hissetmedim. Her şey oldukça profesyoneldi.

Odaya girdiğimde Christine çoktan uykuya dalmıştı, beni görünce kalktı kucaklaştık, sonra tekrar uykuya döndü. Yatağımın üzerine koyduğu minik hediyeler ise beni bekliyorlardı.

Duş almak için banyoya girdiğimde suyun kokusu dikkatimi çekti, duvardaki notu okuyunca anladım ki meğer İzlanda’daki sıcak su jeotermal suymuş ve sülfür kokuyormuş, sıcaklığı da 80 dereceymiş. Soğuk su ise direkt yeraltı kaynaklarından geldiği için içilebilirmiş. Tadına baktım gerçekten çok güzeldi. Neyse duşumu alıp kafamı koyduğum gibi uykuya daldım.

Sabah kalktığımızda hava 08:30’a kadar aydınlanmadı, aydınlandıktan sonra camdan bir baktım ki aman Allahım sanki bir tablonun içinde gibiyim.
IMG_3055

Kahvaltımızı yaptıktan sonra turumuz başladı. Toplamda 22 kişiyiz, yine her milletten insan var. Avustralya, İskoçya, Malezya, Singapur, Çin, Amerika, Belçika, Avusturya ve tabi ki Türkiye.

İlk durağımız Reykjavik şehir merkezindeki Aurora Reykjavik, Kuzey Işıkları Merkezi’ydi. Bu merkezde kuzey ışıklarının nasıl oluştuğunu anlatıyorlar, bugüne kadar İzlanda’da çekilmiş birbirinden güzel fotoğrafları gösteriyorlar ve en güzeli de fotoğraf makinenizi kuzey ışıklarını çekecek şekilde ayarlıyorlar. Christine’in makinesinde gerekli ayarları yaptırdık.
IMG_3084

IMG_3077

Bir sonraki durağımız olan UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Thingvellir Milli Parkı için otobüsümüze bindik. Bembeyaz yollardan geçerek parka vardık. Dünyanın en eski parlementosunun yer aldığı bu park ayrıca İzlanda’nın en büyük gölüne de ev sahipliği yapıyor. Gördüğüm manzaralar baş döndürücüydü.
FullSizeRender 3

IMG_3106

Daha sonra jeotermal fırın diye geçen Laugarvatn Fontana’ya gittik. Burası yer altı sularının sıcaklığının 100 dereceye vardığı bir yer. Fotoğraftan yerdeki suyun nasıl fokurdadığını görebilirsiniz.
IMG_3111

Burada yüzyıllardır ekmekler yerin altında pişirilirmiş. Ekmek malzemelerini bir tencereye koyuyorlar ağzını iyice kapatıp tencereyi toprağa gömüyorlar. 24 saat sonra tencereyi topraktan çıkartıp, sıcacık ekmeğin üzerine tereyağını sürüp yiyorlar. Dün toprağa yerleştirdikleri tencereyi hep birlikte çıkartıp yenisini gömdük.
IMG_3114

Sonrasında tereyağ ile servis edilen ekmeğe yumulduk. Off nasıl lezzetli bilemezsiniz. Hafif tatlımsı, içinde biraz şeker de varmış. Tarifini dağıttılar, istersek evdeki fırında 8 saatte pişirebilirmişiz.
IMG_3128

IMG_3133

Sonrasında Geysir denilen sıcak su kaynaklarının olduğu yere gittik. Yerdeki kaynaklardan buharlar çıkıyor. Asıl ilginç tarafı ise ismi Strokkur olan kaynak yaklaşık 5 dakikada bir içindeki suyu dışarı püskürtüyor. Herkes etrafına toplanmış suyu püskürtmesini bekliyor, bazen küçük bazense kocaman su dalgaları gökyüzüne doğru saçılıyor. Bir tanesi o kadar basınçlıydı ki üstümüzü başımızı ıslattı. Ama bekleyip bekleyip aniden gelen o dalgalarla heyecanlanıp oldukça keyifli vakit geçirdik.
IMG_3144

IMG_3145

Daha sonra Gullfoss Şelalesi’ne uğradık. Görüntüsü muhteşem. Açıkçası İzlanda’ya gelmeden bu kadar doğal güzellikle karşılaşacağımızı tahmin etmezdim.
IMG_3160

İlk günün planında olan tüm yerleri gezip otelimize doğru yola çıkmıştık ki rehberimiz yolun kenarındaki çiftlikte duracağımızı söyledi. Aman Allahım upuzun yeleleri, minicik boylarıyla İzlanda atları karşımızdaydı. Nasıl cana yakınlar, kendilerini nasıl sevdiriyorlar görmelisiniz. Hepsine bayıldım, sevip sıkıştırdım.
IMG_3175

Derken bu gece konaklayacağımız otelimize geldik. Birazdan akşam yemeğimizi yiyeceğiz. Yeryüzünün güzelliklerinden sarhoş olmuş bir şekilde hepinizi selamlıyorum..

Reykjavik Yolcusu Kalmasın

Afrika’dayken tek başına katıldığım turda minibüse bindiğimde bir kızın yanına oturmuştum. Bir hafta boyunca gecemiz gündüzümüz birlikte geçmiş, tur bittiğinde çok iyi arkadaş olmuştuk. Hayat öyle güzel tesadüfler çıkarıyor ki insanın karşısına, işte şimdi o kızla ikimiz İzlanda’ya gidiyoruz.

Christine benden birkaç yaş büyük, Avusturya’lı ve dünyayı gezmeyi çok seven, her fırsatta kendine macera dolu tatiller ayarlayan biri. Afrika’dan döndükten sonra bana sürekli mesajlar atarak “Elif, Sri Lanka’da çok güzel bir tur buldum incelesene”, “Elif, sana iki link gönderdim, Kenya mı olsun Namibya mı?” diye diye türlü türlü tekliflerle benim kanıma girdi ve en sonunda ikimiz de İzlanda’ya biletlerimizi almış bulduk kendimizi. Beni geliştiren, değiştiren, harekete geçiren arkadaşlıklara bayılıyorum.

Pazar günü yola çıkacağız. Ben Ankara’dan, o da bu arada Malta’ya taşındığı için Malta’dan gelecek, İzlanda’da buluşacağız. İzlanda konusunda beni en çok heyecanlandıran şey ne biliyor musunuz? Dünya haritasına baktığımda gördüğüm yeri. Kendimi o her yerden uzak adada düşünmek öyle heyecanlandırıyor ki..

Peki İzlanda’da neler yapacağız? Öncelikle söylemek istiyorum ki Türkiye’den İzlanda uçak biletleri oldukça pahalı, en son baktığımda 3.500 TL civarındaydı. Uygun fiyata getirmek için Oslo ve Kopenhag üzerinden uçuşları inceleyerek, Pegasus’tan Kopenhag biletlerini, sonrasında Iceland Air’den de Reykjavik biletlerini aldım. Bu şekilde uçak parasını toplamda 1.000 TL’ye getirdim. Gerçi Kopenhag’da bekleme sürem biraz uzun olacak, bakalım belki şehre inebilirim.

Turumuzu ise Christine buldu. Iceland Travel’ın “Hidden Powers and Northern Lights” turu. Ta Ekim ayında ayarlamıştık ve inanın Mart’a zor yer bulduk. Turun bedeli 679 Avro. İsminden de anlayacağınız üzere Kuzey Işıklarını avlayacağız. Kuzey Işıkları için en uygun dönemin Eylül-Mart arası olduğu söyleniyor. Tabi bu iş biraz da şans işi, bakalım ışıkları görebilecek miyiz?
iceland

Onun dışında günlerimiz genel olarak adanın güney bölümünde geçecek. Günler ve konaklanacak yerler aşağıdaki haritadaki gibi.

iceland-map

Tabi isimler bana şu anda öyle uzak geliyor ki nasıl okunduğu konusunda bile fikrim yok. Tek okuyabildiğim şey başkentin ismi, Reykevik. Buzulları gezeceğiz, jeotermal kaplıca olan Blue Lagoon’a gireceğiz, hatta çılgın isimli Eyjafjallajokull Yanardağı’nı bile ziyaret edeceğiz. Tur bittikten sonra ise bir günümüzü Reykjavik’te kendimiz geçireceğiz. Yazarken bile heyecanlanıyorum, bakalım günlerimiz nasıl geçecek, siz en iyisi takipte kalın.