Cambridge’e gideli epey zaman oldu ama sonrasında öyle yoğun bir temponun içine düştüm ki ancak şimdi fırsatını bulup yazının başına oturabildim. Sınıftan 9 kişi toplandık günübirlik bir tur aldık. Şehrin bir sürü güzel yanı var ama benim kalbimi Cam Nehri fethetti. Cambridge Üniversitesi’ni, sokakları, köprüleri, şapelleri falan boş verin; Cam Nehri’nin üzerinde yapacağınız kayık turunun verdiği duyguyu inanın başka yerde bulmanız çok zor. Hani böyle sessiz bir doğanın içinde meditasyon yapar gibi, başka bir boyuta geçmiş gibi, huzura ermiş de hafiflemiş gibi inanılmaz güzel bir duygu.
Diğerlerini boş verin dedim ama aslında nehir turunun beni bu kadar etkilemesinin bir nedeni de etrafındaki manzaranın güzelliği. Şehir aynen Oxford’da olduğu gibi Cambridge Üniversitesi’ne bağlı 31 kolejin tarihi binalarıyla kuşatılmış durumda. Zaten üniversite, 1209 yılında yerel halk ile anlaşmazlık sonucunda Oxford’dan ayrılan akademisyenler tarafından kurulduğu için her iki okul arasında büyük benzerlikler bulunuyor. Hatta iki üniversiteyi kastetmek için Oxbridge tabiri bile geliştirilmiş.
Güne Queens’ College’ın bahçesinde bulunan Mathematical Bridge ile başladık. Tanjant ve radyal yapı elemanlarıyla oluşturulmuş bu mühendislik harikası köprünün görüntüsü de oldukça estetik. Köprü, 1749 yılından bugüne kadar gelmiş.
Oradan yürüyerek Trinity College’e gittik. İngiltere’de gördüğüm diğer şehirler gibi Cambridge de ufacık, her yere yürüyerek gidilebiliyor.
Trinity College, Nobel Ödülleriyle ünlü bir okul. 32 tane Nobel Ödüllü üyesiyle diğer tüm Oxbridge kolejlerini sollamış durumda. Başbakanlardan, Prens Charles da dahil olmak üzere kraliyet ailesinden, ünlü şairlerden, filozoflardan ve bilim insanlarından oluşan oldukça değerli bir mezun profili var. Bizim gittiğimizde kapalı olduğu için içeri giremedik ama bahçesindeki Newton’un ağacını gördük.
Isaac Newton da Trinity College’den mezunmuş ve kolejin önündeki bu minik ağacın Newton’un yerçekimini keşfettiği elma ağacının tohumundan yetiştirildiği söyleniyor. Ne kadar sevimli değil mi?
Oradan Corpus Christi College’e geçtik. Kolejin önündeki adı Corpus Clock olan saat oldukça ünlü. 1 milyon sterlin harcanan saatin yapımı tam 5 yıl sürmüş. Açılışını 2008 yılında yine Cambridge Üniversitesi mezunu Stephen Hawking yapmış. 

Saatin üzerinde çirkin bir çekirge var. Çekirgenin altında yer alan altın kaplama levhadaki mavi ışıklar saati, dakikayı ve saniyeyi gösteriyor. Her saniyede bir çekirgenin hareket etmesiyle en dıştaki daire dönüyor ve o döndükçe de çekirge ağzını açıp kapatıyor. Bu yüzden de zaman ilerledikçe sanki çekirge zamanı yiyormuş gibi duruyor. Mekanik açıdan müthiş bir buluş olsa da anlamı oldukça derinlere uzansa da bu saat benim tüylerimi ürpertti. Kendisinden çok hoşlandığımı söyleyemeyeceğim.
Sıra geldi günün en güzel anına yani Cam Nehri’ndeki punting turuna. Punting kayığı sırıkla sürmeye deniyor. Şehirde bu işi yapan bir sürü şirket var ama anladığım kadarıyla bu şirketlerden ruhsatlı olanlar var, olmayanlar var. Cambridge Belediyesi’nin sayfasında ruhsatlı şirketlerin ismi yazıyor. Biz turla geldiğimiz için herhangi bir ayarlama yapmamıza gerek kalmadı ve 10£ ödeyerek teknemize bindik. İnanılmaz keyifli bir tecrübeydi, herkese tavsiye ederim.




Bir ara ördekler teknemizle yarıştı. Sonra yağmur başladı ama neyse ki teknenin içindeki şemsiyeleri kullanarak turumuza devam ettik.

Daha sonra King’s College’a gittik. Girişi 9£ ve bu ücreti ödeyerek sadece bahçesini ve şapelini görebiliyorsunuz.

Şapeli vitraylarıyla ünlü, gerçekten de çok güzeller ama ben artık bu geziden sonra bir süreliğine şapellere, kiliselere ve katedrallere para vermemeye karar verdim. Ne kadar güzel olurlarsa olsunlar bir yerden sonra hep aynı döngüye girmiş gibi hissediyor insan kendini. Araya birazcık zaman koymakta fayda var.
Şehirdeki son durağımız ise Market Square’di. Ufak bir alanda hediyelik eşyalar ve yiyeceklerin satıldığı açık bir pazar yeri kurmuşlar. Oradan da atıştırmalık bir şeyler alıp günümüzü tamamladık.
Yine oldukça hızlı geçen ve koşturmalı bir gün oldu. Oxford’u ve York’u görmeyen arkadaşlarım sordular “hangisi daha güzeldi?” diye. Karşılaştırmak doğru değil çünkü çok ilginç ki her şehrin insanda uyandırdığı duygu bambaşka. Ben Cambridge’in sakinliğini ve bende yarattığı huzuru sevdim ve şehri hep bana hissettirdiği o duyguyla hatırlayacağım.