Edam, Volendam, Marken

Edam, Volendam ve Marken, Amsterdam’ın kuzeyinde yer alan ve Kuzey Denizi’ne kıyısı olan üç küçük liman kasabası. Amsterdam tren garından tüm gün boyunca geçerli olan 10€’luk otobüs bileti alıyorsunuz ve çevre kasabalara rahatlıkla gidebiliyorsunuz.Biz tavsiye üzerine bu üçünde karar kıldık. Bir günde hepsini birden görmeniz mümkün.

Tren garından yarım saat içinde Edam’a ulaşıyoruz. Yemyeşil çayırlar ve üzerinde otlayan hayvanlarla yolculuk oldukça keyifli geçiyor. Edam peynirleriyle ünlü bir kasaba. Peynirin her çeşidi var, cevizlisi, mantarlısı hatta şampanyalısı bile. Hemen hemen hepsinin tadına bakıyorum. Ayrıca bir yıllık, iki yıllık, beş yıllık diye yıllarına göre de ayırmışlar, yılı arttıkça fiyatı da yükseliyor.
1cb77-522f5091-b1d3-4d78-877b-d38de5d9af2d

Sabah saatlerinde gittiğimiz için mi bilmiyorum o kadar sessiz ve sakin ki, ortada kimsecikler yok. Evler, kanallar, kanalların üzerinde nilüferler, ortancalar, glayörler ve daha ismini bilmediğim bir sürü çiçekle bezenmiş saklı bir dünya. Sanki kimseciklerin bilmediği, herkesten gizlenmiş bir yere gelmişim gibi hissediyorum.
img_7955

img_7960

img_7954

2a2c1-5ca31803-560c-4857-8c42-33ea704a0421

Yaklaşık 2 saatlik bir gezintinin ardından otobüsümüze binerek Volendam’a geçiyoruz. Burası daha turistik, daha canlı bir yer. Liman kenarında restoranlar, hediyelik eşya dükkanları ama benim için en güzeli her tarafa mis kokular yayan waffle satıcıları. Avrupa’nın diğer sahil kasabalarından ne farkı var derseniz, o tek tip Hollanda evleri ve Temmuz ayında iliklerinize kadar üşüten soğuğu diyebilirim.
2f80b-2362d3c5-cd91-4d2f-97b2-a2a7913ccd0b

91c43-a5cba2ec-f182-4db4-9776-98565d210b22

img_7990

Marken ise küçücük bir ada. Volendam’dan feribota binerek geçiyoruz buraya. En çok buranın evlerini seviyorum. Çünkü bildiğimiz Hollanda evlerinin üzerine bir de çizgi çekmişler. Daha bir sevimli, sıcak görünüyor gözüme. Bir de küçük bir tahta ayakkabı imalathanesi var. İçerisinde tahta ayakkabıların nasıl yapıldığını izliyorsunuz. Anlatan adam o kadar komik anlatıyor ki, olayı eğlenceli bir şova çeviriyor. Başta o ağır tahta ayakkabıları kim giyer ki diye düşünürken ayakkabıların yapılışını izledikten sonra kendimi ayakkabı denerken buluyorum ama benim incecik ayaklarım ayakkabıların içinde kaybolduğundan satın alamıyorum.
dd5f8-ae35cc23-33e6-4070-b85a-4cfc965c5bae

b6750-1552389e-a802-40fb-bbc2-71b8e57b68fa

ce54a-17fcefa2-14cd-4028-870e-9c63a1729a2a

Kısacası çok keyifli bir gün geçiriyoruz. Her şeyleri çok güzel, doğaları, estetik anlayışları, eskiyi koruma becerileri. Ama yazın ortasında o kadar çok üşüyorum ki, yağmur, rüzgar, bir gelip bir giden güneş derken ülkemin sıcacık yazını özlüyorum.

Hollanda günleri çok güzel geçmiş olsa da ne yalan söyleyim dönüş vakti geldi diye içten içe seviniyorum. Türkiye’de uçaktan indiğimde tenimde hissettiğim o sıcaklık var ya, onu tüm hücrelerimle selamlıyorum. Tabi yine de aklımın bir köşesinde bir sonraki macerayı düşünmeye başlayarak..