İlk Dönemin Ardından

Şaka maka İngiltere’de 4 ayı devirdim ve bu süre zarfında çok şey gördüm, çok şey öğrendim, bunun yanında çok koşturup, çokça da yoruldum. Gelmeden önce burada düzenli spor yapacağımı, iki dönem arasındaki bir aylık tatili Türkiye’de geçireceğimi, hafta sonları çevredeki yerleri gezeceğimi falan sanıyordum ki meğerse ben bu işi bayağı bir hafife almışım. Öyle zamanlarım oldu ki prensesler gibi bir hayatım varmış, kendimi bu kadar işin içine niye soktum ben diye de düşünmedim değil. Sonra camdan dışarıyı izleyen bir prenses olmanın hiç de zevkli olmadığını hatırlattım kendime.

10 yıllık iş hayatından sonra ödevi, sınavı, sunumu, derdi, tasası hiç bitmese de kısa bir süreliğine öğrenci olmak iyi geldi yine de. Neden derseniz bir kere okul hayatı iş hayatına göre kesinlikle daha masum. Yani iş yerindeki gibi politikalara, çıkar ilişkilerine ve sanal düşmanlıklara hiç gerek olmayan bir ortam. Zaten buradaki sistemde çan eğrisi de olmadığı için kimsenin notu kimseyi ilgilendirmiyor. O yüzden her şey daha sahici. Bilmiyorum biraz da şanlıyım herhalde, ne zaman neye ihtiyacım olduysa arkadaşlarım koşa koşa yardımcı oldular. Hastalanınca ülkelerinden getirdikleri bitkilerden verdiler, taksiye bindiğimde aracın plakasının fotoğrafını çektiler, her geç saatte eve döndüğümde vardın mı diye mesaj attılar, öyle bir sürü küçücük ama önemli şey..

Buradaki sistem demişken birazcık da eğitim sistemi hakkındaki izlenimlerimden bahsedeyim. Öncelikle içerik olarak MBA’de konuşulan hemen hemen her şey gerçek hayatla ilgili olduğu için konular oldukça ilgi çekiciydi. Mesela strateji yönetimi dersinde her hafta bilinen bir şirketin düştüğü stratejik açmazı inceleyip belli yöntemler kullanarak şirketin yapması gerekenleri analiz ettik. Acayip hayatın içinden ve zihin açıcıydı.IMG_3636

Resimdeki de bu dersin hocası Jeannie. Ne kadar sevimli gözükse de yeri geldiğinde acayip sert olabiliyor, aman dikkat! Okulun ikinci haftası okuyalım diye verdiği dokümanları doğru düzgün okumadık diye yediğimiz azar hala aklımda. İngiliz aksanıyla “I am serious about my lecture because I am serious about your learning” diye bağırmıştı. Hepimiz süt dökmüş kediye dönmüştük. Bense tarzından etkilenip içimden “Helal olsun sana kadın!” demiştim.

Ama onun yanında vasat derslerimiz de olmadı değil. Hani herkesin uyukladığı, başka şeylerle uğraştığı dersler. Ben burada okurken en çok konuların ülkedeki olup bitenlerle ilişkilendirilmesini sevdim. Örneğin buradaki zincir marketlerin stratejilerini anlamak veya pazarlama dersinde ülkedeki müşteri profillerini analiz etmek ya da Nottingham’daki evsizler için proje geliştirmek gibi birçok farklı konuyla ülkeyi keşfetme fırsatı buldum. Böylece sokaklarda yanından geçip gittiğim çoğu şey daha fazla anlam ifade etmeye başladı.

Bir de burada ilginç bir notlandırma sistemi var. Geçme notu 50. 60’lı bir şey aldıysanız bayağı iyisiniz; 70’li bir şey aldıysanız mükemmelsiniz; 80 üzerini görebilirseniz zaten olağanüstüsünüz, eşiniz benzeriniz yok. Döneme bir başladık, ilk ödevin notları açıklandı herkes 50’ler, 60’larda bir şeyler almış, tabi hepimizde bir hayal kırıklığı. Hoca sınıfa geldi ve dedi ki, eğer burada 60’ın üzerinde bir not alırsanız akşam bir şampanya patlatmalısınız. Hele bir de 70’in üzerine çıkabildiyseniz gidin en pahalısından bir şampanya patlatın. Meseleyi anlayınca rahatladık. Ben de o günden sonra her pahalı şampanya patlatma hakkı kazandığımda bayağı mutlu oluyorum doğrusu.
IMG_1973

IMG_3155

İntihal konusunu da es geçmemek lazım. Burada başkalarının fikirlerini kullanırken kaynak göstermek o kadar önemli ki iki cümlelik bir ödev yazsak Turnitin denilen intihal tespit programı aracılığıyla sisteme yüklüyoruz. Tüm hocalar da her seferinde bizi tekrar tekrar uyarıyor. Konu o kadar beynime işlemiş ki, geçen gün Türkçe bir edebiyat dergisi okurken Nazım Hikmet’in hayatını anlatan metnin referanslarını ararken buldum kendimi. E sonuçta Nazım’ın hayatı neyi nasıl anlattığına göre o kadar çok değişebilir ki. Yazan kişi bu bilgileri nereden derledi topladı önemli değil mi? Hadi dergiyi geçtim de Türkiye’deki intihal vakalarını düşünecek olursak tüm üniversitelere şöyle bir sistem kurmak çok mu imkansız?

Bir de hocaların değerlendirilme işlemi var. ODTÜ’deyken her dönem sonunda elimize bir kağıt tutuştururlardı, ders ve hoca hakkında bir şeyler yazardık ama yazdıklarımız ne olacak, ne işe yarayacak bilmezdik. Kağıdı boş versek de hiçbir şey olmazdı. Burada online olarak yaptığımız değerlendirmeler hocaların direkt olarak terfilerini etkiliyor. O yüzden de bu işi acayip ciddiye alıyorlar. Yakından takip edip defalarca hatırlatma gönderiyorlar. Bence bu da eğitimin kalitesi için önemli bir etken.IMG_1823

Tabi ben üniversiteden mezun olduktan sonra gelişen teknoloji de her süreci acayip kolaylaştırmış. Tüm derslerin programları, ders notları, kütüphaneden ödünç alınan kitaplar ve son teslim tarihleri gibi her türlü bilgi okulun cep telefonu uygulamasında mevcut. Teknoloji namına benim en çok hoşuma giden şey tabi ki de sınıfın whatsapp grubu. Derste canın mı sıkıldı, hocanın yaptığı bir şey komiğine mi gitti, birini uyurken mi gördün, gruba bir iki cümle yaz veya bir fotoğraf gönder sonra bütün sınıf oradan yürüsün. Benim gibi sıkılganlar için süper ötesi bir icat. Ahh yıllarca neredeydin whatsapp?

Son olarak bir de “reflection” yani yansıtma konusuna değinmek istiyorum. Geldiğim günden beri bunu bir gün olsun dillerinden düşürmediler. Örneğin bir derste bir probleme çözüm geliştiriyoruz, raporlar yazıyoruz, grup sunumları yapıyoruz ama işimiz bitiyor mu? Hayır, en sonunda bir de kişisel yansıtma raporu var. Bu rapor, neler yaptık, bunları yaparken neler hissettik, bir daha yapıyor olsak neyi farklı yapardık gibi tüm yaşanan sürecin tekrar gözden geçirilmesini ve değerlendirilmesini içeriyor. Böylece kişisel farkındalığın gelişeceğine, kritik düşünme kabiliyetinin artacağına, yaşananların unutulmadan bir sonraki çalışmalarda kullanılacağına inanıyorlar. Buraya gelmeden böyle bir şeyi ne gördüm ne de duydum. O yüzden en çok derslerin bu kısmında zorlanıyorum. İçimden çoğu zaman “bir daha yapsam yine aynısını yapardım” demek geçse de olmuyor çünkü bu kısımdan da ciddi anlamda notlandırılıyoruz.

Eğitim sistemindeki durumlar bu şekilde. Sınıf arkadaşlarıma gelecek olursak anlatacak öyle çok hikaye var ki. Mesela ben burada yıllardır okullarda bize öğretilen Türkiye’nin jeopolitik konumunun gerçekten de ne kadar önemli olduğunu ve ülkemizde dört mevsimi birden yaşadığımız için ne kadar şanslı olduğumuzu bir kez daha anladım. Dünyanın başka ucundan gelen arkadaşlarım için bu bir sene biraz da Avrupa’yı tanıma senesi oluyor. Buraya gelmişken görebildikleri kadar çok ülkeyi görmeye çalışıyorlar.

Mevsim konusuna gelirsek bazıları hayatında hiç kar görmemiş, ellerinin ayaklarının üşüdüğünü bile hissetmemiş. Şansımıza bu sene Nottingham’a azıcık kar yağınca öyle mutlu oldular ki tabi benim de onların o heyecanını paylaşmak çok hoşuma gitti. Yağan karın altında birlikte dans ettik. Jamaikalı Otis’in sorduğu soruyu da unutmam mümkün değil: “Senin de soğukta burnun akıyor mu?”. Düşünsenize bunu daha önce hiç yaşamayan bir insan için ne kadar garip bir durum. Hayatın böyle detaylarını görmek çok hoşuma gidiyor.IMG_1166

İşin ilginç tarafı da her şeyin bir yıl sonra biteceğini bilerek yaşamak oluyor. Yani bu ortamımızın, yaşananların, konuşulanların bir daha asla tekrarlanmayacağını bilmek, herkesin bir yerlere savrulacağının ve çoğu şeyin zamanın içinde kaybolacağının farkında olmak. Bu kısım da benim için işin en buruk kısmı..IMG_1994

IMG_3630

Özet olarak geçen aylar sonrasında diyebilirim ki insanın zaman zaman daha önce düşündüğü, önemsediği, uğraştığı şeylerden kendini tamamen çıkarıp dikkatini bambaşka şeylere odaklamasının oldukça faydalı bir şey olduğuna inanıyorum. Böylece geriye dönüp baktığınızda bıraktığınız çoğu şey gözünüze bambaşka görünüyor, aklınız, zihniniz, algınız ve ruhunuz yenileniyor. Sanki üzerimdeki toprağı atmış gibi hissediyorum kendimi. Günden güne de Türkiye’yi daha çok özlüyorum. Bence bu benim için oldukça iyi bir gelişme. Koşarak geldiğim yerle aramda yeniden bağlar kuruyorum. Bakalım hikayenin devamında neler olacak ben de çok merak ediyorum.

İlk Dönemin Ardından” için bir yorum

  1. Canım benim çok güzel anlatmışsın zevkle okudum. Ankaraya gelişini bekliyorum sevgiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir