Olympos, Gündüzü Cennet Gecesi Eziyet

Bu sene 19 Mayıs tatilimizi Olympos’ta geçirelim dedik. Yakın zamanda Sarper’in bir arkadaşı Kadir’in Ağaç Evleri’nde konaklamış, çok memnun kalmış ve bunun üzerine Sarper de aynı yerde ikimiz için 3 gecelik yer ayırtmıştı. Bazı arkadaşlarım Çıralı’da kalın, Olympos’tan memnun kalmayabilirsiniz dese de dediklerine pek fazla kulak asmayıp eşim kırk yılda bir bizim için tatil planı yapmış, müdahale etmeyim şimdi diye düşündüm. Hem olsa olsa ne kadar kötü olabilirdi ki?

Yola çıktığımızda şansımıza hava kapalı ve bol yağışlıydı. Sonraki günlerin de hava durumu pek parlak gözükmese de hafta sonuna doğru yağmur ihtimali azalıyordu. Kadir’in yerine geldiğimizde akşam geç bir saatti. Çehresi birazcık değişmiş olsa da ortamı görünce en son üniversitede gelerek ranzalı kalabalık bir odasında arkadaşlarımla kaldığım günleri özlemle hatırladım. Üzerinden ne çok yıl geçmiş, ne çok şey yaşanmış, dünya ne kadar değişmiş, ben ne kadar çok değişmiştim.

Neyse odamıza geçtik, her yeri ahşaptan otantik havasıyla başta fena gözükmedi gözüme. Oda kapısının çok zor açılıp kapanmasına takılmadım, banyosunun küçücük ve penceresiz olmasını da önemsemedim ama banyo kapısının kapanmaması çok hoşuma gitmedi. Yol yorgunu halimizle etrafı birazcık dolaşıp fazla oyalanmadan yatalım dedik. Allahtan uykum ağır da gece yanı başımızdaki Bull Bar’dan gelen sesleri pek duymadan uykuya daldım. Sabah uyandığımızda yağan yağmurla banyodan gelen kokular dayanılmaz bir hal almış, her tıkırtıya uyanan Sarper de seslerden hiç uyuyamamıştı. Yine de Ankara’da olmaktan iyidir diyerek banyo kapısına dahiyane bir çözüm geliştirip kendimizi dışarıya attık.
IMG_5051

Dışarıya çıktığımız anda dünyam değişti sanki. Gündüz gözüyle her yer o kadar güzel gözüküyordu ki. Yemyeşil dağın yamacında ağaçtan evler, mis kokan tertemiz bir hava, her yerde rengarenk çizim ve yazılar..
IMG_5017

IMG_5019

IMG_5024

Kahvaltımızı yapıp plaja doğru yürüdük, yolumuzun üzerinde çeşit çeşit ağaçlar, minicik civcivler, mis kokulu çiçekler.. Plaja giderken geçtiğimiz yüzyıllar öncesine ait antik kent, doğayla iç içe geçmiş bir tarih ve hava kapalı olduğu için kimseciklerin olmadığı bir kumsal.. Öyle sakinleştirici, öyle huzur verici bir ortam vardı ki..
IMG_5099

IMG_5040

IMG_5031

Boş plajın tadını çıkarıp yağmur yağmaya başlayınca tekrar merkeze doğru yürüyüp yol üzerinde bir yere sığındık. Ama yağmur öyle böyle değil adım atamayacak kadar yoğun yağıyordu. Biz de bu görüntü karşısında kahvelerimizi yudumlarken kitaplarımızı okuduk. Oldukça keyif vericiydi.

Akşamüzeri yağmur durduğunda Yanartaş Dağı’na çıkıp, bu müthiş doğa olayına şahitlik ettik. Dağda depremle oluşan çatlaklardan yeryüzüne sızan gazlar havanın oksijeniyle birleşerek alev alıyor. İnsanlardan sigara rica edip alevle yaktıktan sonra oturup manzaraya karşı tüttürdük. Ohh be yaşamak ne güzelmiş..
IMG_5056

Odamıza döndüğümüzde koku iyice çığırından çıkmıştı. Odamızı değiştirmelerini istedik yoksa başka bir yere gidecektik. Neyse ki banyo kapısı kapanabilen, daha geniş ve güzel bir oda verdiler. Akşam yemeğimizi yiyip yakılan ateş karşısında vakit geçirdikten sonra odamıza döndük.

Gece benim için yine çok sıkıntılı geçmedi. Tek problem odanın bayağı serin olmasına rağmen klimasının ısıtmamasıydı. Bir de bu sefer sağımızda, solumuzda ve üzerimizde başka odalar vardı. Ahşapların araları ayrık olunca en ufacık bir nefes alıp verme bile duyuluyordu. Gece bazı konuşmalara şahitlik etsem de yine de fosur fosur uyudum. Ama Sarper’i sormayın. Sabah oldu, Bull Bar’dan gelen tüm şarkılara ve her odada yaşananlara en ince ayrıntısına kadar hakimdi. İklim’le Eren ne yapmış, Nikola’yla sevgilisi kaçta gelmiş, Kürşat ve Hande’nin en özel anlarında neler olmuş hepsini teker teker anlattı. Onun için ne kadar sinir bozucu olmuş olsa da ben dinledikçe gülmekten öldüm tabi ki. Hiçbir ses duymadığım için şanslı mıyım şanssız mıyım tam karar veremedim.

Neyse ki odadan çıktığımız anda yine dünyamız değişti. Hava önceki günlere göre daha güneşli olduğu için vakit kaybetmeden plaja doğru yürüdük. Olympos tarafında şezlong ve şemsiye olmadığı için yürüyerek Çıralı Sahili’ne geçtik. Biraz uzanıp, iki satır bir şeyler okuyalım derken yine deli gibi yağmur bastırdı. Maşallah buranın yağmuru da yağmur hani. Mecburen yine içerideki restoranlara sığınıp birkaç saat bekledik.
IMG_5074

Güneş birazcık kendini gösterdiğinde arabamıza atlayıp Adrasan’a gittik. Mis gibi bir koy.. Sarper biraz yüzdü, ben kendimi hava durumunun en sıcak gösterdiği ertesi güne sakladım. Haritadan baktık, Gelidonya Feneri pek uzakta değil. Likya Yolu üzerindeki fenerin methini duymuştum, gelmişken fenere de uğrayalım diye düşündük.

Araba ile gidilen oldukça bozuk yollardan sonra 2 km.lik bir yürüyüş yolu var. Başladık yürümeye, ormanın içindeyiz, etrafta kimsecikler yok. Önümüzden hızlıca bir yılan geçmesin mi? Bacağımızda şortlar endişelendik. Sarper dönelim dedi. Ben dönmeyi hiç istemedim ama bir yandan da tırsıyorum, karşımıza hangi hayvanlar çıkacak, başımıza neler gelecek diye. Telefonla Likya Yolu’nu birkaç kez yürümüş bir arkadaşımı aradım. Dedim burası çok ıssız, yılanlar geçiyor önümüzden, tehlikeli mi ne dersin?  Sağ olsun bize cesaret verdi: “Yılanlar yağmurdan çıkmıştır, size bir şey yapmaz. Başka da hayvan yok oralarda. Sakın dönmeyin, mutlaka sonuna kadar gidin. Bayılacaksınız.”

Endişeli endişeli yolu yürüdük. Yolun oldukça dik yerleri de vardı. Ama sonunda ter içinde kalarak ulaştığımız manzara öyle büyüleyiciydi ki.. Dönmediğime, sonuna kadar yürüdüğüme öyle mutlu oldum ki.. Yukarıda burnuma rahmetli anneannemin evindeyken piknik yapmak için çıktığımız tepelerde aldığım kokular geldi. Kokularla küçüklüğüme döndüm.
IMG_5112

IMG_5119

Yukarıda diğer insanlarla da karşılaştık. Şaraplarını alıp gün batımını izlemeye gelmişler. Bizde ne fener var, ne de bacaklarımızı koruyacak pantolon. Hazırlıksız geldiğimiz için mecburen hava çok kararmadan dönüş yolunu tuttuk. Dönüş yolunda bir ağacın üzerinde Sarper’in fotoğrafını çekeyim derken hoop yanına biri atlayıp poz verdi.
IMG_5123

Meğer Ukraynalıymış. Likya Yolu’nu yürüyormuş. 3 arkadaş gelmişler, geçen sene 20 gün yürüdükleri yolu bu sene 40 güne çıkartmışlar. Sırtında çadır, yüzünde kocaman bir gülümseme. Diyor ki “Ukrayna’da biz Türkleri hep çok kötü olarak bilirdik. İnsanlar genelde seks için bizim ülkemize geliyorlar. Ama buraya geldiğimde gördüm ki insanlar müthiş, doğa müthiş, yemekler müthiş, ülke müthiş.” Dedim ki 40 gün nasıl vakit ayırdınız bu geziye? “Çalışmıyorum. Çalışmak insanı yaşlandırıyor, öldürüyor. Buraya da cebimdeki son paramla geldim. Meyvemi, kuruyemişlerimi yanımda getirdim. Çok fazla harcamamaya özen gösteriyorum. Dönünce bir şeyler yapacağım.” Vay arkadaş, biz şaşırıp kaldık tabi. Planlar, gelecek endişeleri, ömrümüzü tükettiğimiz günler hepsi teker teker gözlerimizin önünden geçti. Helal olsun diyerek vedalaştık. Onu öyle görünce Likya Yolu’nu listeme ekledim, bir gün ben de çıkacağım inşallah..

Kilometrelerce yürünen yollardan, görülen güzelliklerden yorgun bir halde kaldığımız yere döndük. Odaya bir girdik ki yerlerde bir sürü kocaman sülük. Yağmurdan sonra hepsi içeri doluşmuş. Aman Allah’ım Afrika’da kaldığım backpackerslar bile daha lükstü. Hayvanları peçeteyle tutup teker teker dışarı attık. Saat geç olmuş, başka yere gidecek dermanımız da yok, bu geceyi de geçirelim sabah erkenden yola çıkarız diye düşündük. Montlarımızı giyip, kapüşonlarımızı başımıza geçirip yattık. Tabi ki yine uyuyan taraf bendim. Sabah sinirler tepemizde denizdi, güneşti demeden alelacele güzel Ankara’mızdaki güzel evimize doğru yola çıktık.

Moralimiz bozuk bir şekilde dönüyorken yolda Phaselis tabelasını görünce birbirimize baktık. Şansımızı denemeye değerdi. 20’şer TL ödeyerek antik kentin içine girdik. Bu ne güzellik? Etrafta tarihi kalıntılar, tertemiz bir koy, sıcacık bir güneş. Neyse ki tüm negatif enerjimizi berrak sulara bırakarak yenilendik. Gelişen olaylarla kendimizi böylesine güzel bir yerde bulduğumuz için şanslı hissettik.
IMG_5131

Sonrasında tekrar dönüş yolu. Afyon’da mola, şehir merkezindeki İkbal Lokantası’nda yemek ve Öztaylan Yayla Şekerleme’den alınan müthiş kaymaklı lokumlar derken bol maceralı tatilimiz sona erdi. Bu kadar kısa zamanda bu kadar zıt duyguyu bir arada yaşamışlığım hiç olmamıştı. Aslında yaşanan abuk subuk olaylardan, hayal kırıklıklarından çok güzel hikayeler çıkabiliyor. Bu tatilin en güzel tarafı da bizde unutulmayacak hikayeler bırakması oldu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir