İzlanda’dan herkese merhaba! Sanki sabah güne başladığım saatler o kadar geçmişte kalmış gibi ki, bütün gün yaşananları yazıya dökmek hiç kolay olmayacak.
Neyse dün geceden bir başlayalım bakalım. İzlanda’ya neredeyse bir günümü yollarda geçirerek geldim. Havaalanına indiğimde gece saat 22:30 civarlarıydı, Türkiye’de ise 01:30. İlginç bir şekilde ülkeye girişte ne pasaport kontrolünden geçtim ne de vizeme bakan oldu, belki de Danimarka üzerinden geldiğim içindir bilmiyorum. Sonrasında kapıda internetten ayırdığım Fly Bus otobüslerine bindim. Otobüs binenleri önce şehir merkezinde bir terminale götürüyor daha sonra otele bırakılmak için ekstra ücret ödeyenleri küçük servis araçlarıyla otellere bırakıyor. Otele geldiğimde gece 12’yi geçmişti. Ama açıkça söylemek gerekirse Türkiye’nin herhangi bir şehrinde o saatte yalnız bir kadın olarak hissedeceğim tedirginliği hiç hissetmedim. Her şey oldukça profesyoneldi.
Odaya girdiğimde Christine çoktan uykuya dalmıştı, beni görünce kalktı kucaklaştık, sonra tekrar uykuya döndü. Yatağımın üzerine koyduğu minik hediyeler ise beni bekliyorlardı.
Duş almak için banyoya girdiğimde suyun kokusu dikkatimi çekti, duvardaki notu okuyunca anladım ki meğer İzlanda’daki sıcak su jeotermal suymuş ve sülfür kokuyormuş, sıcaklığı da 80 dereceymiş. Soğuk su ise direkt yeraltı kaynaklarından geldiği için içilebilirmiş. Tadına baktım gerçekten çok güzeldi. Neyse duşumu alıp kafamı koyduğum gibi uykuya daldım.
Sabah kalktığımızda hava 08:30’a kadar aydınlanmadı, aydınlandıktan sonra camdan bir baktım ki aman Allahım sanki bir tablonun içinde gibiyim.

Kahvaltımızı yaptıktan sonra turumuz başladı. Toplamda 22 kişiyiz, yine her milletten insan var. Avustralya, İskoçya, Malezya, Singapur, Çin, Amerika, Belçika, Avusturya ve tabi ki Türkiye.
İlk durağımız Reykjavik şehir merkezindeki Aurora Reykjavik, Kuzey Işıkları Merkezi’ydi. Bu merkezde kuzey ışıklarının nasıl oluştuğunu anlatıyorlar, bugüne kadar İzlanda’da çekilmiş birbirinden güzel fotoğrafları gösteriyorlar ve en güzeli de fotoğraf makinenizi kuzey ışıklarını çekecek şekilde ayarlıyorlar. Christine’in makinesinde gerekli ayarları yaptırdık.


Bir sonraki durağımız olan UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Thingvellir Milli Parkı için otobüsümüze bindik. Bembeyaz yollardan geçerek parka vardık. Dünyanın en eski parlementosunun yer aldığı bu park ayrıca İzlanda’nın en büyük gölüne de ev sahipliği yapıyor. Gördüğüm manzaralar baş döndürücüydü.


Daha sonra jeotermal fırın diye geçen Laugarvatn Fontana’ya gittik. Burası yer altı sularının sıcaklığının 100 dereceye vardığı bir yer. Fotoğraftan yerdeki suyun nasıl fokurdadığını görebilirsiniz.

Burada yüzyıllardır ekmekler yerin altında pişirilirmiş. Ekmek malzemelerini bir tencereye koyuyorlar ağzını iyice kapatıp tencereyi toprağa gömüyorlar. 24 saat sonra tencereyi topraktan çıkartıp, sıcacık ekmeğin üzerine tereyağını sürüp yiyorlar. Dün toprağa yerleştirdikleri tencereyi hep birlikte çıkartıp yenisini gömdük.

Sonrasında tereyağ ile servis edilen ekmeğe yumulduk. Off nasıl lezzetli bilemezsiniz. Hafif tatlımsı, içinde biraz şeker de varmış. Tarifini dağıttılar, istersek evdeki fırında 8 saatte pişirebilirmişiz.


Sonrasında Geysir denilen sıcak su kaynaklarının olduğu yere gittik. Yerdeki kaynaklardan buharlar çıkıyor. Asıl ilginç tarafı ise ismi Strokkur olan kaynak yaklaşık 5 dakikada bir içindeki suyu dışarı püskürtüyor. Herkes etrafına toplanmış suyu püskürtmesini bekliyor, bazen küçük bazense kocaman su dalgaları gökyüzüne doğru saçılıyor. Bir tanesi o kadar basınçlıydı ki üstümüzü başımızı ıslattı. Ama bekleyip bekleyip aniden gelen o dalgalarla heyecanlanıp oldukça keyifli vakit geçirdik.


Daha sonra Gullfoss Şelalesi’ne uğradık. Görüntüsü muhteşem. Açıkçası İzlanda’ya gelmeden bu kadar doğal güzellikle karşılaşacağımızı tahmin etmezdim.

İlk günün planında olan tüm yerleri gezip otelimize doğru yola çıkmıştık ki rehberimiz yolun kenarındaki çiftlikte duracağımızı söyledi. Aman Allahım upuzun yeleleri, minicik boylarıyla İzlanda atları karşımızdaydı. Nasıl cana yakınlar, kendilerini nasıl sevdiriyorlar görmelisiniz. Hepsine bayıldım, sevip sıkıştırdım.

Derken bu gece konaklayacağımız otelimize geldik. Birazdan akşam yemeğimizi yiyeceğiz. Yeryüzünün güzelliklerinden sarhoş olmuş bir şekilde hepinizi selamlıyorum..
Takipteyim. sayende oturduğumuz yerden uzakları geziyoruz… Alev