Pazartesi günü sabahtan otelimize gitmek üzere eşyalarımızı topladık. Evdekilerin mesaisi başlamıştı ama herkes evden çalıştığı için ortamın haftasonundan pek farkı yoktu açıkçası. Eşyalara zarar vermediğimiz, hiçbir şeyi kırıp dökmediğimiz için oldukça mutluydum.
Careem adlı uygulamayı kullanarak taksimizi çağırdık ve otelimize vardık. Buralara gelmeyi düşünenler için otelimizin adı Citadines Metro Central. Metro istasyonunun hemen çıkışında, içinde mutfağı ve oturma odası olan apartman tipi bir otel. Çocuklu aileler için oldukça konforlu.
Gezi planımızda Miracle Garden (Mucize Bahçe) ve Butterfly Garden (Kelebek Bahçesi) vardı. Oteli metroya yakın tuttuk dedim ama maalesef burada toplu taşımayla her yere gidemiyorsunuz. Tekrar taksi çağırarak Miracle Garden’a doğru yola çıktık.
Burası 50 milyondan fazla çiçeğiyle dünyanın en büyük çiçek bahçesi!!

Rengarenk, çeşit çeşit ve farklı formlarda dizayn edilmiş milyonlarca çiçek düşünün, çölün içinde cenneti yaratmışlar resmen.


Şehirdeki kirli su bahçeye geliyor ve burada filtrelenerek sulamada kullanılıyormuş. Yazın hava sıcaklığı ortalaması 40 derece civarında olduğu için bahçe, Nisan ayından Ekim ayına kadar kapalı oluyormuş.

Anladığım kadarıyla parktaki temalar da yıldan yıla değişiyor. Mesela bu sene dünya kupasından yola çıkmışlar ve her bir şirinin ayrı bir ülkeyi temsil ettiği sevimli bir tasarım yapmışlar. Türk şirin ortalarda olmadığı için kupayı alan Arjantinli şirinle güzel bir fotoğraf çektirdim.

Az ileride de şirinlerin köyü vardı, çocuklar için rüya gibi bir ortam olmuş. Ayrıca parktaki Airbus A380 uçağının çiçeklerle bezenmiş hali tek kelimeyle muhteşemdi. Bu uçak dünyadaki çiçekli en büyük yapı olarak Guinness Rekorlar Kitabı’na girmiş.

Parkın içinde oturup bir şeyler atıştırabileceğiniz alanlar da var. Oturduğumuz sırada nasıl oldu nerden geldi bilmiyorum ama beni birkaç yerimden bir şeyler ısırdı, her zamanki gibi böceklerden nasibimi aldım.

Miracle Garden’dan sonra hemen bitişiğindeki kelebek bahçesine geçtik. Burası da 15.000’den fazla kelebeğin yaşadığı dünyanın en büyük kelebek bahçesiymiş. Zaten cümlede Dubai geçiyorsa, her şey “en”le başlıyor: en büyük, en uzun veya en zengin 🙂

Bahçenin içi oldukça nemliydi ve ağır bir kokusu vardı. Koku hassasiyeti olanlar için rahatsız edici olabilir ama bir süre sonra alışıyorsunuz.

Ortada uçuşan kelebekler çok fazla değildi, daha çok ufak bölmelerin içinde kümelenmişlerdi. Beslenmeleri için her yerde portakallar vardı.


Eğer elinizi portakala sürüp ıslatırsanız ve kelebeğe uzatırsanız kelebekler elinize konuyorlar. Veee ortaya böyle müthiş görüntüler çıkıyor.


Ayrıca isterseniz etrafta dolaşan görevliler de sopalarla kelebekleri yakalayıp veriyorlar. Biz en çok mavi kelebeklere bayıldık. Ama bu kelebekler uçarken mavi gözüküyor, konduklarında ise kanatlarını kapatıp kahverengiye dönüyorlar. Bir sürü mavi kelebek yakaladım ama hepsi elime aldığımda kahverengiye dönüştü. İçlerinden sadece bir tanesi elimde kanatlarını kapamadı, şans kelebeğim benim.. Böylece birlikte bir sürü muhteşem resmimiz olmuş oldu.



Birbirinden güzel iki bahçeyi gezdikten sonra otobüsle Mall of Emirates’e gittik. Akşam yemeğimizi yiyip, içindeki devasa Carrefour’dan hediyelik hurma alışverişimizi yaptık. Rohen’in hep hediye aldığı, dışı çikolatalı, içi bademli leziz hurmaların kaynağını öğrenmiş oldum.
Burada hava her geçen gün daha da ısınıyordu. Atlas da denizin yanından her geçtiğimizde denize giricem diye ortalığı yıkıyordu. O yüzden ertesi günümüzü plaja ayıralım dedik. Meğerse aynı gün Ankara’da da uzunca bir süredir bir türlü yağmayan kar sonunda yağmış. Kumsalda uzanırken sosyal medyadaki kar videolarını izlemek değişik bir histi.
Denize girmek için JBR’ın plajına giderek iki tane şezlong kiraladık.

Hava güzel olmasına rağmen deniz suyu henüz ısınmamıştı. Ama denizin rengi de kumların yumuşaklığı da harikaydı.

Atlas Dubai’deki en mutlu gününü burada geçirdi diyebilirim. JBR’da denize girmenin tek sıkıntısı, şezlong kiralayanlara duşlar için 2 dakikalık jeton veriyorlar ve 2 dakika sonunda su aniden kesiliyor. Yani erkekler için bir nebze idare eder de, kadınlar için bayağı kısa bir süre. O yüzden planınızı yaparken uzun uzun duş alabileceğinizi düşünmeyin, ya da bolca jeton alabilmek için paranızı ayarlayın.
Deniz keyfinden sonra yine plajın arka tarafındaki Bosporus Restoran’a gittik. Fiyatlar o kadar müthiş olmasa da yemekler yine harikaydı.
Otelimize dönmek için Careem’den defalarca taksi çağırmaya çalıştım ama akşam yoğunluğu olduğu için uygulama hiç taksi bulamadı. Yolda bir sürü boş taksi çevirdik, gideceğimiz yeri söylediğimizde hiçbiri bizi almak istemedi. En sonunda Dubai Marina’nın oradaki metroya yürümek zorunda kaldık. Bu vesileyle marina mazarasını da görmüş olduk.

İki günümüz de oldukça keyifli geçti. İnsan buraya gelince, akıllıca girişimlerle çölde bile nasıl harikalar yaratılabildiğini ve her türlü ülkeden milyonlarca turistin ülkeye nasıl çekildiğini gözleriyle görüyor. Sonra da kendi ülkesini düşünerek derin bir iç çekiyor. Ne diyelim, darısı bir gün başımıza inşallah..