Galler Gezisi

Ben bahar tatili için Türkiye’deyken sınıftan 4 kişi araba kiralayıp, kalınacak yerleri ayarlayarak daha önce Galler’de yaşamış birinin oluşturduğu bir gezi planıyla Galler’e gitmeye hazırlanmışlar. Nottingham’a dönünce öğrendim ki son dakikada çıkan başka şeyler yüzünden geziyi ertelemişler. Kısacası evren benim ülkeye dönüp o geziye katılmam için tüm şartları öyle güzel ayarlamış ki ben de mesajı alarak hemen konaklamayı ayarlayıp, 5. koltuktaki yerimi aldım. Kısmet denen şey bazen ne kadar can sıkıcı olsa da bazen de hayatımıza böyle umulmadık heyecanlar katabiliyor.

Gezi detaylarına geçmeden önce kafaları karıştıran Birleşik Krallık ve İngiltere kavramlarına kısaca değinmek istiyorum. Aşağıdaki şekil her şeyi çok güzel özetlemiş. Birleşik Krallık 4 ülkeden oluşuyor: İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda. Bu dört ülkeden en büyüğü ve en çok nüfusa sahip olanı İngiltere olduğu için biz genelde hepsinden İngiltere olarak bahsetmeye alışmışız. Hepsi monarşiyle yönetilse de hepsinin ayrı dili (Galce, İskoçça ve İrlandaca) ve kendi ulusal meclisleri var.Harita

İskoçya ve Kuzey İrlanda’ya nazaran Galler, birçok açıdan İngiltere’yle iç içe geçmiş bir ülke. Örneğin İngiltere’yle aynı hukuk sistemini kullanıyor ve bazı sporlarda ortak takım çıkarıyorlar. Ama yine de Galce o kadar farklı bir dil ki, ben İngilizceyle hiçbir benzerlik bulamadım. Halkın sadece 4’te biri bu dili konuşabiliyormuş.IMG_5997

Ülkenin başkenti ve en büyük şehri Cardiff olduğu için 3 gece Cardiff’te konaklayıp buradan gezeceğimiz yerlere gittik. Genel olarak ülkenin güney bölgelerini ve kuzeyde de bir kasabasını gezdik. İşin açıkçası yola çok bir beklentim olmadan çıktım. Çünkü daha önceden ne Galler’e giden birini duymuştum ne de Galler’de çekilmiş güzel fotoğraflar görmüştüm. Ama gittiğimiz yerlerde her gün beni şaşırtacak başka güzellikler gördüm ve hepsinde ayrı bir heyecan yaşadım.

İlk günümüz Cardiff şehir merkezinde geçti. Burası İngiltere’ye göre çok farklı gerçekten. Mimari açıdan eskiyle yeni biraz karışmış gibi geldi bana. O yüzden şehrin etkileyici olduğunu söyleyemeyeceğim. Yine de şehre indiğimiz anda kocaman kırmızı ejderhalı Galler bayraklarıyla bizi karşılayan High Street hoşuma gitti.  IMG_5785

IMG_6009

Bu caddenin üzerinde “arcade” dedikleri küçük şirin çarşılar var. Çarşıların içinde de hem yemek hem de alışveriş için çeşit çeşit dükkanlar.IMG_6139

High Street’in bitiminde Cardiff Kalesi bizi karşıladı. İçinde kocaman bir bahçesi olan kaleyi ilk kez milattan sonra 55 yılında Romalıların inşa ettiği düşünülüyor. Sonrasında başka topluluklar tarafından da kalenin inşasına devam edilmiş.IMG_5797

IMG_5809

IMG_5921

YIEM7633

Kaleye girerken mutlaka “House Tour” dahil bilet almak lazım çünkü bu biletle kaledeki odaları rehberle birlikte gezebiliyorsunuz. Her odanın ayrı bir teması var ve rehber anlatmaya başlayınca her şeyin ne kadar ayrıntılı düşünülerek yapıldığını görüp hayret ediyorsunuz. Astrolojik burçların olduğu tavanlar, haftanın günlerinin resmedildiği pencereler, masal kahramanlarının anlatıldığı çocuk odaları gibi ilk başta baktığımızda göremediğimiz ama anlatıldıkça fark ettiğimiz detaylar hepimizin çok hoşuna gitti. Rahatlıkla söyleyebilirim ki kale, bugüne kadar gezdiğim kaleler içinde en iyilerinden biriydi.IMG_5848

IMG_5847

Daha sonra Mermaid Quay denilen ve Bristol Kanalı’na açılan sahil şeridine gittik. Burası da restoranların olduğu ve bot turlarının yapıldığı güzel bir yer.IMG_6101

Bu arada resimde gördüğünüz nergisler ülkenin ulusal sembollerinden biri. Yollarda, kafelerde hep bu çiçekten var. Bulundukları her ortamı güzelleştiriyorlar.

Buradan Kamna’nın arkadaşının tavsiyesiyle 15 dakikalık hızlı bot turuna bindik.IMG_5959

Önce yavaş yavaş başlayan bot sonra acayip hızlanıp değişik manevralarla bizi oradan oraya savurdu. Aylardan Nisan olmasına rağmen hava buz gibiydi; bot zaten hızlı, bir de en öne oturmuşum, rüzgar resmen bütün iliklerime kadar işledi. İndiğimde de başım dönüyordu. Ama hep birlikte güzel eğlendik. Hatta sürücü bir ara botu durdurup hepimizi azarladı: “Anlattığımız tüm güvenlik kurallarını ihlal ediyorsunuz. Geriye bakmak yok, elinizi bırakmak yok, telefonla çekim yapmak yok” diye. Neyse ki ayrılırken gönlünü alıp hep birlikte bir fotoğraf çektirdik.IMG_5965

İkinci güne Hint kahvaltısıyla başlayıp bir başka şehir olan Swansea’ye doğru yola çıktık. Ekibin kalan 4 üyesi Hintli olunca, tatil boyunca dinlemediğim Hintçe şarkı kalmadı. Çok ilginç ki, şarkılarının hemen hepsi bir filmle ilişkili. Şarkıyı duyunca film hakkında konuşmaya başlıyorlar. 4 günün sonunda ben de bazı şarkıların nakaratlarına eşlik etmeye başladım.

Swansea şirin bir sahil kasabası. Buradaki Mumbles sahiline gittik. Hava oldukça rüzgarlı olduğu için su da çamurlu ve kahverengiydi.IMG_6030

Evlerin mimarisi oldukça hoş. Daha sıcak havalarda ziyaret edilse daha keyifli olacaktır mutlaka.IMG_6043

LCZH7062

Bir sonraki durağımız ise Three Cliffs Bay’di. Buranın Birleşik Krallığın en güzel sahili olduğu söyleniyor. Hava her ne kadar puslu ve kapalı da olsa hepimiz buraya bayıldık. Öyle romantik, öyle etkileyici bir yerdi ki.. Uzun uzun yürüyüp, bir sürü fotoğraf çektirdik.IMG_6046

IMG_6070

IMG_6081

Üçüncü gün ev ahalisi bir türlü toparlanıp çıkamadı. Ben de kendimi vurdum yollara. Cardiff’i birazcık daha keşfetmeye çalıştım. Burası şehrin kütüphanesi.IMG_6127

Şehirdeki St David’s alışveriş merkezi de Birleşik Krallıktaki en büyük alışveriş merkezlerinden biriymiş.
IMG_6120

Sokaklarda dolaşırken gözüme Efes Restoran adında bir Türk restoranı takıldı. Bir merhaba demek için uğrayım dedim meğerse tam kahvaltı sofrasını kurmuşlar, yemeğe başlayacaklarmış. Kaynanan seviyormuş diyerek beni de davet ettiler. Hoş sohbet eşliğinde kahvaltımı yapıp çayımı içtim. O kadar iyi geldi ki, ne kadar mutlu olduğum gözlerimden anlaşılıyor zaten.IMG_6132

Sonra bizim ekiple buluşup Cardiff’in biraz dışındaki Caerphilly Kalesi’ne gittik. Buranın doğası ve mimarisi tek kelimeyle muhteşemdi. Galler’in en büyük, Birleşik Krallığın ise 2. en büyük kalesi olan Caerphilly’nin özelliği duvarlarının silindir şeklinde oluşuymuş. Kalenin etrafı güvenlik nedeniyle suyla çevrili ve bu suda yaşayan kuğular ve kazlarla öyle masalsı bir havası vardı ki..IMG_6179

IMG_6188

IMG_6239

IMG_6216

Buradan da Penarth kasabasına geçip, kasabanın ünlü iskelesini gördük. İskelede çok hoş bir kafe ve resim sergisi de vardı. Nergis çiçekleri eşliğinde kahvelerimizi içtik. IMG_6272

IMG_6277

CAKU4157

Gezinin son günü ise hepimiz için oldukça vurucu oldu. Ülkenin kuzeyinde, Cardiff’ten 3,5 saat uzaklıktaki Portmeirion’a gittik. Yollar uçsuz bucaksız yemyeşil araziler ve yeni doğmuş kuzularla doluydu. Zaten Birleşik Krallık’ta et deyince akla Galler gelirmiş, ülkenin koyun eti makbulmüş.IMG_6315

Portmeirion’a geldiğimizde ise hepimizin ağzı açık kaldı. Gerçekten Galler’de miyiz inanamadık. Burası mimar Clough Williams-Ellis tarafından İtalyan mimarisine göre inşa edilmiş turistik bir kasaba. Kasabaya ücret ödeyerek giriyorsunuz. İçeride rengarenk binalar ve çeşit çeşit bitkilerle mükemmel bir dünya kurmuşlar. İnsan isteyince elini değdiği her yeri ne kadar güzelleştirebiliyor, inanılmaz..IMG_6328

IMG_6422
IMG_6420

IMG_6383

IMG_6409

Bir de bizim şansımıza hava o kadar güzel ve güneşliydi ki kasabanın ruhunu tam anlamıyla yaşayabildik. İnsanlar deniz kenarındaki havuzda yüzüyorlardı.IMG_6356

IMG_6393

Kasabadaki restoranların birinde İtalyan pizzamızı yedikten sonra Nottingham’a doğru yola çıktık. Bu kadar güzel geçen 4 günden sonra diyebilirim ki hayat size birazcık göz kırpıyorsa siz ona koşun. Kapının arkasında neler olacağını asla tahmin edemezsiniz..

 

Galler Gezisi” için 3 yorum

  1. Kesinlikle çok güzel ve samimi bir gezi yazısı daha. Unutmayın; uzun yazı yoktur, sürükleyici hikaye vardır.

  2. Hiçbir fikrim olmayan bir ülke hakkında çok güzel fikir sahibi oldum teşekkürler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir