Manchester Gezisi

Manchester Gezisi

Birleşik Krallığın Londra ve Edinburgh’tan sonra en çok ziyaret edilen üçüncü şehri Manchester’dan merhaba! Sınıftan birkaç kişi trene atlayıp hem okul turu için vize başvurusu yapmaya hem de şehri görmeye geldik. Güne tren yolculuğuyla başlamak benim için zaten anlatılamaz bir mutluluk, şehir de hoşumuza gidince oldukça keyifli bir gün geçirmiş olduk.IMG_6518

Manchester Piccadilly Tren İstasyonu’nda şehre ilk adımımızı attık. Manchester, sanayi devrimin doğduğu yer olarak biliniyor. Şehir, bilim, sanat, müzik, spor gibi birçok alanda başarıları ile tanınıyor. Aynı zamanda atomun ilk parçalandığı ve dünyadaki demir yolunun ilk kurulduğu yermiş.IMG_6520

Şehir bizi değişik köprüleri, kiremit rengi binaları ve sapsarı tramvaylarıyla karşıladı.IMG_6523

IMG_6524

İlk durağımız yürüme mesafesindeki Market Street’ti. Burası şehrin ünlü alışveriş caddelerinden biri. Yolda kurulu ufak bir pazardan geçip merkez sokaklarda gezindik. Şehir merkezi gerçekten büyük ve hafta içi olmasına rağmen kalabalıktı.IMG_6530

IMG_6535

IMG_6538

Manchester Katedrali’nin girişinin ücretsiz olduğunu öğrenince buraya da uğradık. Öğrenci bütçemle kiliselere ve katedrallere para vermekten yorulduğumdan daha önceki yazımda bahsetmiştim.IMG_6541

Kilisenin kulesinde restorasyon, içerisinde de akşam yapılacak bir organizasyonun hazırlığı vardı.IMG_6543

IMG_6545

Araya vize başvurumuzu sıkıştırıp, otobüse binip Manchester United’ın stadyumunda soluğu aldık. Bu arada şehrin Premier Lig’de oynayan iki takımı var: Manchester United ve Manchester City. Şehre gelmişken yapılacak aktivitelerin en başında da bu takımların stadyumlarını gezmek geçiyor. Biz de geleneği bozmayıp birini gezelim diye düşündük. Ama sorun şu ki, şehir resmen hangi stadyumun gezilmesi gerektiğine dair ikiye bölünmüş durumda.

İnsanların bir kısmı Manchester United’ın köklü bir tarihi olduğu için Old Trafford Stadyumu’nu görmenin daha anlamlı olduğundan; diğer kısmı ise Manchester City’ye ait Etihad Stadyumu’nun daha gösterişli olduğundan bahsediyorlar.

Biz ekipçe oyumuzu Manchester United’dan yana kullanarak yaklaşık 1,5 saat süren stadyum turuna katıldık. Tura başlamadan önce takımın müzesini gezme şansınız da var. Bana kupalarla dolu gelen bu alan, takımın tarihinin anlatıldığı ve eminim ki fanatiklerin çok hoşuna gideceği bir bölüm.IMG_6564

Sonrasında tura başladık. Stadyuma bir girdik ki, o yeşil ile kırmızının canlılığını ve güzelliğini fotoğraflarla anlatmak inanın çok zor. Takımın takma adı da “the Red Devils” yani “Kırmızı Şeytanlar”mış.IMG_6575

Rehber uzun uzun sahanın malzemesinin %97’sinin çimen olduğundan, bakımının ne kadar maliyetli olduğundan ve tasarımından bahsetti. Daha sonra maçların bitiminde yapılan basın açıklaması salonuna gittik. Burada bazen futbolcu sözleşmeleri de imzalanıyormuş.IMG_6585

Turun en güzel yanlarından biri de oyuncuların soyunma odasını görmek oldu. Ronaldo sürekli aynada kendine baktığı için odadaki aynanın ismi Ronaldo aynasıymış.IMG_6599

IMG_6609

IMG_6600

Turun bitiminde bizi iki takıma ayırıp anonslar eşliğinde futbolcuların çıktıkları yerden sahaya çıkarttılar. O yüksek ses eşliğinde ısınma hareketleriyle hep birlikte sahaya koştuk. Bu kısma bayıldım, acayip heyecanlıydı. Ünlü bir futbolcu olmak inanılmaz güzel bir duygu olmalı.

Sonrasında fotoğraf çekimleri ve hediyelik eşya mağazasında alışverişler derken turu bitirdik. Futbolla hiç ilgisi olmayan birkaç kişi olarak hepimiz turdan çok memnun kaldık. Kesinlikle tavsiye ederim.IMG_6682

Akşamüzeri Salford Quay denilen rıhtıma indik. Buradaki köprülerin ve binaların mimarileri gerçekten ilginçti. Hava kapalı olmasına rağmen ortam çok güzel gözüküyordu. Birleşik Krallığın en büyük BBC merkezi de buradaymış. Dilerseniz turla stüdyolar gezilebiliyor.IMG_6647

IMG_6634

IMG_6638

IMG_6639

Akşam yemeğimizi burada yiyip tekrar şehir merkezine indik. Trenimizin kalkmasına birkaç saat daha vardı. Şehrin gece hayatı çok ünlü, şehrin ekonomisinde de büyük bir katkısı varmış. Sokaklarda gezinirken aramızdaki gece hayatları konusundaki en uzman kişi burada güzel yerlerin kokusunu alıyorum, şu tarafa dönelim, sonra şuraya gidelim diyerek bizi bir sokağa çıkarttı. Tamamen tesadüf bir şekilde kendimizi Canal Street’te bulduk, meğerse burası Manchester’ın gey mahallesiymiş. Hepimiz arkadaşın koku alma yeteneğine çok güldük.

Cadde boyunca bir sürü bar vardı ve her yer rengarenk gök kuşağı ışıkları, LGBT bayraklarıyla doluydu. Henüz gece tam başlamamış olsa da hayatın burada oldukça renkli aktığı belliydi.IMG_6665

Rastgele bir yere oturup bir şeyler içtik. Neyse ki barlara herkes girebiliyor. Benim için oldukça ilginç bir tecrübe oldu.
IMG_6664

Tren vakti gelince mecburen istasyona doğru yola koyulduk. Hızlıca geçen keyifli bir günün ardından metropollerin de istenirse güzel bir şekilde tasarlanıp insana mutluluk verebileceğine şahit oldum.

 

Galler Gezisi

Ben bahar tatili için Türkiye’deyken sınıftan 4 kişi araba kiralayıp, kalınacak yerleri ayarlayarak daha önce Galler’de yaşamış birinin oluşturduğu bir gezi planıyla Galler’e gitmeye hazırlanmışlar. Nottingham’a dönünce öğrendim ki son dakikada çıkan başka şeyler yüzünden geziyi ertelemişler. Kısacası evren benim ülkeye dönüp o geziye katılmam için tüm şartları öyle güzel ayarlamış ki ben de mesajı alarak hemen konaklamayı ayarlayıp, 5. koltuktaki yerimi aldım. Kısmet denen şey bazen ne kadar can sıkıcı olsa da bazen de hayatımıza böyle umulmadık heyecanlar katabiliyor.

Gezi detaylarına geçmeden önce kafaları karıştıran Birleşik Krallık ve İngiltere kavramlarına kısaca değinmek istiyorum. Aşağıdaki şekil her şeyi çok güzel özetlemiş. Birleşik Krallık 4 ülkeden oluşuyor: İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda. Bu dört ülkeden en büyüğü ve en çok nüfusa sahip olanı İngiltere olduğu için biz genelde hepsinden İngiltere olarak bahsetmeye alışmışız. Hepsi monarşiyle yönetilse de hepsinin ayrı dili (Galce, İskoçça ve İrlandaca) ve kendi ulusal meclisleri var.Harita

İskoçya ve Kuzey İrlanda’ya nazaran Galler, birçok açıdan İngiltere’yle iç içe geçmiş bir ülke. Örneğin İngiltere’yle aynı hukuk sistemini kullanıyor ve bazı sporlarda ortak takım çıkarıyorlar. Ama yine de Galce o kadar farklı bir dil ki, ben İngilizceyle hiçbir benzerlik bulamadım. Halkın sadece 4’te biri bu dili konuşabiliyormuş.IMG_5997

Ülkenin başkenti ve en büyük şehri Cardiff olduğu için 3 gece Cardiff’te konaklayıp buradan gezeceğimiz yerlere gittik. Genel olarak ülkenin güney bölgelerini ve kuzeyde de bir kasabasını gezdik. İşin açıkçası yola çok bir beklentim olmadan çıktım. Çünkü daha önceden ne Galler’e giden birini duymuştum ne de Galler’de çekilmiş güzel fotoğraflar görmüştüm. Ama gittiğimiz yerlerde her gün beni şaşırtacak başka güzellikler gördüm ve hepsinde ayrı bir heyecan yaşadım.

İlk günümüz Cardiff şehir merkezinde geçti. Burası İngiltere’ye göre çok farklı gerçekten. Mimari açıdan eskiyle yeni biraz karışmış gibi geldi bana. O yüzden şehrin etkileyici olduğunu söyleyemeyeceğim. Yine de şehre indiğimiz anda kocaman kırmızı ejderhalı Galler bayraklarıyla bizi karşılayan High Street hoşuma gitti.  IMG_5785

IMG_6009

Bu caddenin üzerinde “arcade” dedikleri küçük şirin çarşılar var. Çarşıların içinde de hem yemek hem de alışveriş için çeşit çeşit dükkanlar.IMG_6139

High Street’in bitiminde Cardiff Kalesi bizi karşıladı. İçinde kocaman bir bahçesi olan kaleyi ilk kez milattan sonra 55 yılında Romalıların inşa ettiği düşünülüyor. Sonrasında başka topluluklar tarafından da kalenin inşasına devam edilmiş.IMG_5797

IMG_5809

IMG_5921

YIEM7633

Kaleye girerken mutlaka “House Tour” dahil bilet almak lazım çünkü bu biletle kaledeki odaları rehberle birlikte gezebiliyorsunuz. Her odanın ayrı bir teması var ve rehber anlatmaya başlayınca her şeyin ne kadar ayrıntılı düşünülerek yapıldığını görüp hayret ediyorsunuz. Astrolojik burçların olduğu tavanlar, haftanın günlerinin resmedildiği pencereler, masal kahramanlarının anlatıldığı çocuk odaları gibi ilk başta baktığımızda göremediğimiz ama anlatıldıkça fark ettiğimiz detaylar hepimizin çok hoşuna gitti. Rahatlıkla söyleyebilirim ki kale, bugüne kadar gezdiğim kaleler içinde en iyilerinden biriydi.IMG_5848

IMG_5847

Daha sonra Mermaid Quay denilen ve Bristol Kanalı’na açılan sahil şeridine gittik. Burası da restoranların olduğu ve bot turlarının yapıldığı güzel bir yer.IMG_6101

Bu arada resimde gördüğünüz nergisler ülkenin ulusal sembollerinden biri. Yollarda, kafelerde hep bu çiçekten var. Bulundukları her ortamı güzelleştiriyorlar.

Buradan Kamna’nın arkadaşının tavsiyesiyle 15 dakikalık hızlı bot turuna bindik.IMG_5959

Önce yavaş yavaş başlayan bot sonra acayip hızlanıp değişik manevralarla bizi oradan oraya savurdu. Aylardan Nisan olmasına rağmen hava buz gibiydi; bot zaten hızlı, bir de en öne oturmuşum, rüzgar resmen bütün iliklerime kadar işledi. İndiğimde de başım dönüyordu. Ama hep birlikte güzel eğlendik. Hatta sürücü bir ara botu durdurup hepimizi azarladı: “Anlattığımız tüm güvenlik kurallarını ihlal ediyorsunuz. Geriye bakmak yok, elinizi bırakmak yok, telefonla çekim yapmak yok” diye. Neyse ki ayrılırken gönlünü alıp hep birlikte bir fotoğraf çektirdik.IMG_5965

İkinci güne Hint kahvaltısıyla başlayıp bir başka şehir olan Swansea’ye doğru yola çıktık. Ekibin kalan 4 üyesi Hintli olunca, tatil boyunca dinlemediğim Hintçe şarkı kalmadı. Çok ilginç ki, şarkılarının hemen hepsi bir filmle ilişkili. Şarkıyı duyunca film hakkında konuşmaya başlıyorlar. 4 günün sonunda ben de bazı şarkıların nakaratlarına eşlik etmeye başladım.

Swansea şirin bir sahil kasabası. Buradaki Mumbles sahiline gittik. Hava oldukça rüzgarlı olduğu için su da çamurlu ve kahverengiydi.IMG_6030

Evlerin mimarisi oldukça hoş. Daha sıcak havalarda ziyaret edilse daha keyifli olacaktır mutlaka.IMG_6043

LCZH7062

Bir sonraki durağımız ise Three Cliffs Bay’di. Buranın Birleşik Krallığın en güzel sahili olduğu söyleniyor. Hava her ne kadar puslu ve kapalı da olsa hepimiz buraya bayıldık. Öyle romantik, öyle etkileyici bir yerdi ki.. Uzun uzun yürüyüp, bir sürü fotoğraf çektirdik.IMG_6046

IMG_6070

IMG_6081

Üçüncü gün ev ahalisi bir türlü toparlanıp çıkamadı. Ben de kendimi vurdum yollara. Cardiff’i birazcık daha keşfetmeye çalıştım. Burası şehrin kütüphanesi.IMG_6127

Şehirdeki St David’s alışveriş merkezi de Birleşik Krallıktaki en büyük alışveriş merkezlerinden biriymiş.
IMG_6120

Sokaklarda dolaşırken gözüme Efes Restoran adında bir Türk restoranı takıldı. Bir merhaba demek için uğrayım dedim meğerse tam kahvaltı sofrasını kurmuşlar, yemeğe başlayacaklarmış. Kaynanan seviyormuş diyerek beni de davet ettiler. Hoş sohbet eşliğinde kahvaltımı yapıp çayımı içtim. O kadar iyi geldi ki, ne kadar mutlu olduğum gözlerimden anlaşılıyor zaten.IMG_6132

Sonra bizim ekiple buluşup Cardiff’in biraz dışındaki Caerphilly Kalesi’ne gittik. Buranın doğası ve mimarisi tek kelimeyle muhteşemdi. Galler’in en büyük, Birleşik Krallığın ise 2. en büyük kalesi olan Caerphilly’nin özelliği duvarlarının silindir şeklinde oluşuymuş. Kalenin etrafı güvenlik nedeniyle suyla çevrili ve bu suda yaşayan kuğular ve kazlarla öyle masalsı bir havası vardı ki..IMG_6179

IMG_6188

IMG_6239

IMG_6216

Buradan da Penarth kasabasına geçip, kasabanın ünlü iskelesini gördük. İskelede çok hoş bir kafe ve resim sergisi de vardı. Nergis çiçekleri eşliğinde kahvelerimizi içtik. IMG_6272

IMG_6277

CAKU4157

Gezinin son günü ise hepimiz için oldukça vurucu oldu. Ülkenin kuzeyinde, Cardiff’ten 3,5 saat uzaklıktaki Portmeirion’a gittik. Yollar uçsuz bucaksız yemyeşil araziler ve yeni doğmuş kuzularla doluydu. Zaten Birleşik Krallık’ta et deyince akla Galler gelirmiş, ülkenin koyun eti makbulmüş.IMG_6315

Portmeirion’a geldiğimizde ise hepimizin ağzı açık kaldı. Gerçekten Galler’de miyiz inanamadık. Burası mimar Clough Williams-Ellis tarafından İtalyan mimarisine göre inşa edilmiş turistik bir kasaba. Kasabaya ücret ödeyerek giriyorsunuz. İçeride rengarenk binalar ve çeşit çeşit bitkilerle mükemmel bir dünya kurmuşlar. İnsan isteyince elini değdiği her yeri ne kadar güzelleştirebiliyor, inanılmaz..IMG_6328

IMG_6422
IMG_6420

IMG_6383

IMG_6409

Bir de bizim şansımıza hava o kadar güzel ve güneşliydi ki kasabanın ruhunu tam anlamıyla yaşayabildik. İnsanlar deniz kenarındaki havuzda yüzüyorlardı.IMG_6356

IMG_6393

Kasabadaki restoranların birinde İtalyan pizzamızı yedikten sonra Nottingham’a doğru yola çıktık. Bu kadar güzel geçen 4 günden sonra diyebilirim ki hayat size birazcık göz kırpıyorsa siz ona koşun. Kapının arkasında neler olacağını asla tahmin edemezsiniz..