York Gezisi

New York’a ismini veren York şehrinden herkese merhaba! York’u anlatmadan önce bu yazıyı nasıl zor şartlarda yazıyorum bilin istedim. Öğrencilik hayatı çalışma hayatından çok daha zormuş inanın. Beş gün sabahtan akşama kadar okula git, okuldan gelince bir sürü şey oku, bir sürü şey yaz, sonra yazdıklarını beğenmesinler, akademik yazma dilini öğrenmeye çalış, hafta sonları grup arkadaşlarınla buluşup sunumlar hazırla, kirlileri çamaşırhaneye götürüp önce yıka sonra bir daha gidip kurut sonra bir kez daha gidip odaya getir, mutfak alışverişi yap, son kullanma tarihi 2-3 gün içinde dolan meyve ve sebzelerle yarış, en basitinden bir şeyler pişir, her şeye yetişmeye çalış ve sen tüm bunlarla savaşırken hiç para kazanamadığın gibi bir de pound 5 TL olsun. Gördüğünüz gibi hikaye biraz yorucu ve günden güne de maliyeti artıyor. Ama yine de iyi ki gelmiş miyim? Kesinlikle evet.

Neden derseniz, bir kere arkadaşlarım süper. Son durumda 20 kişilik sınıfımızda Çinli, Tayvanlı, Endonezyalı, İzlandalı, Jamaikalı, Ekvadorlu, Zimbabveli ve Nijeryalı kişiler olsa da benim favorilerim Hintliler. Çok sıcak kanlılar, yardımseverler, eğlenceliler, çalışkanlar ve ana dilleri gibi İngilizce konuşuyorlar; ufak tefek farklılıklarımız olsa da onlarla olmayı seviyorum. Onlar da beni sevip içlerine aldılar. Hatta Hintlilerde kadınların isimleri genellikle a harfi ile bittiği için bana Elifa diyorlar (Mesela bizim sınıftaki kızların isimleri Divya, Kamna, Malvika, Aishwarya ve Anna).IMG_0272

IMG_8478

Bu arada farklılıklar demişken bir konuya değinmek istiyorum. Bu kadar çeşitliliğin olduğu yerde doğal olarak farklılıklar da artıyor. Derste ayakkabılarını çıkarıp ayaklarını yere koyan mı dersiniz, yemekleri elle yiyen mi dersiniz, sizi rahatsız etmemek için daha derinlere girmek istemiyorum ama çeşit çeşit durumlara maruz kalıyorsunuz. Ama işin güzel tarafı bu kadar farklılığın olduğu yerde doğrular, yanlışlar, olması beklenenler ve olmaması gerekenlerin hepsi birbirine karışıyor. Yani bu yaşa kadarki değer yargılarınız birkaç kez alaşağı olunca daha kucaklayıcı ve hoşgörülü bir insan oluyorsunuz.

İşin ilginç tarafı bu sadece davranış şekillerinde değil fiziksel özelliklerde de kendini gösteriyor. Bu aralar Türkiye’de kabul edilmiş bir güzellik anlayışı var ya örneğin dolgun dudaklara veya kalın kaşlara sahip olmak gibi. Burada kafanızdaki kriterleri bu kadar çeşitlilikle eşleştiremiyorsunuz, formül bir yerlerde hata veriyor ve bu da belirlenmiş bir formül yerine daha bütüncül bir güzellik anlayışına sahip olmanıza neden oluyor. İşin başka bir artısı da bir kere formül bozulunca sahip olduğunuz tüm fiziksel özellikleri daha çok sevmeye başlıyorsunuz. Ne kadar ilginç değil mi?

Onun dışında okulumu, kampüsümü ve şehrimi de çok seviyorum. Zaten bugüne kadar bu şehre gelip de burayı sevmeyen kimseyle karşılaşmadım. Ufak, hiç karmaşası yok ama bir o kadar da hareketli ve renkli. Geldiğimden beri şehirdeki atraksiyonlar hiç bitmedi. Önce Goose Fair dedikleri festival, sonra Cadılar Bayramı şimdi de yılbaşı marketleri..IMG_9008

IMG_9505

IMG_1037

IMG_1046

IMG_1052

Kısacası şimdilik her şey güzel gidiyor; sevdiklerim de yanımda olsa keyfime diyecek yok çok şükür. Biz en iyisi meseleyi fazla uzatmadan York gezisine geri dönelim.

York’un adı geçince herkes “Aa çok güzel şehir”, “Mutlaka görmek lazım” gibi yorumlar yapıyorlardı. Ben de nasıl bir yermiş, internetten bir bakayım dediğimde resimlerde sürekli büyük bir katedral ve çok da cazibesi olmayan bir şehir görüyordum. İnsanlar bu kadar övüyorsa denemeye değer diyerek Beril’le günü birlik bir tur aldık.

Şehri gördükten sonra şimdi diyorum ki “York, sen ne güzel bir şehirsin öyle!”. Şehirde bir sürü resim çektim, bakıyorum bakıyorum hiçbiri öyle çok da şahane gözükmüyor gözüme. “E ne özelliği var o zaman?” derseniz evet biraz sıradan olacak ama şehrin insanı içine alan bir ruhu var, gördüğünüz anda sizi saran bir havası var. Zaten gidince gördüm ki oldukça turistik bir yermiş, sokakları insan kaynıyor ve tüm kafelerde pastanelerde insanlar sıra bekliyor.

Şehrin girişi duvarlarla çevrili. Duvarlar Romalılar zamanında şehri korumak için inşa edilmişler ve dört tane kapının üzerinde duruyorlar. Bu kapılara burada “Bar” deniyor (Monk Bar, Bootham Bar, Walmgate Bar ve Micklegate Bar). Yani York’ta “Bar” kelimesini duyarsanız aklınıza hemen gece hayatı gelmesin. Geziye bu surlar üzerinde yürüyerek başladık.1

2

IMG_9559

Bir sonraki durağımız York Kalesi’nin olduğu Clifford’s Tower’dı. Burası orta çağda Normanlar tarafından yapılmış. Yukarıya çıkıp şehrin manzarası izlenebiliyor ama bizim rehberimiz manzaranın York Katedrali’nde daha güzel olduğunu söylediği için buraya sadece uzaktan bakmakla yetindik.IMG_9607

Sonrasında şehrin kalabalık caddelerine kendimizi bıraktık. Burası minik minik tasarım dükkanlarıyla ünlü. Sokakları hafta sonu oldukça renkli ve hareketliydi.IMG_9754

IMG_9672

IMG_9651

Ayrıca buraya gelmişken Yorkshire Pudding yemeden de olmazdı. Pudding dedikleri resimdeki yemeğin altındaki hamur. Üzerine farklı etler veya sebzeler koyuyorlar. Buz gibi havada bize ilaç gibi geldi. Ama elle yendiği için birazcık zorlandık. Deneyecekseniz sandviç şeklinde olanını tavsiye ederim.IMG_9617

Pastanelerden de Betty’s Cafe Tea Rooms’a uğramadan geçmeyin. Biraz sıra beklemeniz gerekse de değecektir. Bizim gittiğimizde Cadılar Bayramı zamanı olduğu için her şey bu konsepte göre hazırlanmıştı. Bir de buranın en ünlü tatlısı “scone” dedikleri kocaman yuvarlak kurabiyeler. Resimde gördüğünüz kasenin içindekiler yani. Bana tadı annemin kurabiyelerini hatırlattı.IMG_9625

IMG_9619

Hediyelik eşyaların ve farklı mutfaklardan yiyeceklerin bulunduğu Shambles Market de bir harika. Buradan ufak tefek bir şeyler alıp son durağımız olan York Katedrali’ne gittik.IMG_9679

IMG_9677

Katedrale girmek için ayrı, yukarıya çıkmak istiyorsanız kulesi için ayrı ücret ödüyorsunuz. Resmin en üstünden görebileceğiniz gibi katedralin bir köşesinde kalp şeklinde bir taş üstü süsü var. Bu duvarın altında birbirini öpenlerin sonsuza dek birlikte olacağına inanılıyor.IMG_9742

Katedralin kulesine çıkmak ise tam bir performans gerektiriyor. Spiral şeklinde yükselen daracık 275 basamaktan sonra kuleye ulaşılıyor. Çıkmaya karar vermeden önce boy, kilo gibi vücut ölçülerinizi gözden geçirmenizde fayda var.IMG_9741

Yukarıya çıktığımızda öyle bir rüzgar karşıladı ki bizi dayak yemiş gibi olduk. Şehrin manzarası tabi ki çok güzel ancak manzaraya tellerin arkasından bakıldığı için birazcık hayal kırıklığına uğradım açıkçası. Bu yükseklikte ve rüzgarda ancak bu şekilde bir güvenlik önlemi alabilmişler herhalde.IMG_9788

Bazı noktalarda fotoğraf çekimleri için boşluklar bırakmışlar. Buralardan fotoğraflarımızı çekip tekrar bitmeyen basamaklara yöneldik.IMG_9706

IMG_9712

Katedralden ayrıldıktan sonra koştura koştura otobüsümüze binerek geziyi tamamladık. Ama ikimizin de aklı hala York’ta kaldı. İngiltere’de gezilecek bir sürü başka yer olsa da bu bir sene bitmeden bir kez daha görüşebilmek umuduyla şehirle vedalaştık.

York Gezisi” için 2 yorum

  1. Elyfa ne hoş bi şehirmiş orası. Döndüğünde mükemmel sabırlı ve hoooşgörülü olacaksın. Ne güzelll…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir