Hoşçakal İzlanda

İzlanda’daki son günümüzü Reykjavik sokaklarında geçirdik. Reykjavik İzlanda’nın başkenti olsa da yaklaşık 130.000 nüfuslu küçük bir şehir. Bu nedenle yürüyerek her yere gitmeniz mümkün.

Sabah ilk olarak Hallgrimskirkja Kilisesi’ne uğradık. Kilise 73 metre uzunluğunda şehrin en uzun yapılarından birisi. Kilisenin yapımı 41 yılda tamamlanmış ve gerçekten güzel bir mimarisi var.
IMG_3681

İçeri girdiğimizde canlı org çalınıyordu. Org aşağıda gördüğünüz borulara bağlı ve bu ses sistemi sayesinde kilisenin içine yayılan müzik oldukça etkileyici oluyor.
IMG_3686

Ayrıca asansöre binerek kilisenin en üst katına çıkabiliyorsunuz. Reykjavik yukarıdan o kadar güzel görünüyor ki. Küçük küçük evler, rengarenk çatılar, evlerin arkasında Atlas Okyanusu ve kar kaplı dağlar..

Daha sonra şehrin ana caddesi olan Laugavegur Caddesi’nde gezindik. Zaten tüm sokaklar buraya çıkıyor. Küçük hediyelik eşya dükkanlarının olduğu, kafeler ve restoranların yer aldığı bu caddede azıcık alışveriş yaptık. Ama azıcık gerçekten. Zaten büyük alışverişlere güç yetecek gibi değil. Buraya özel bir şeyler almak isterseniz her yerde satılan kazağından çorabına yünden yapılmış bir sürü ürün var. Yün kazakların fiyatlarını merak edip baktığımda 650 TL’yi görünce zaten kaşındırır bunlar beni, istesem de giyemem diye kendimi teselli ettim.
FullSizeRender 3

Bu arada şehirde sokak sanatı da oldukça yaygın. Birçok binanın duvarında çeşitli renk ve desenlerde resimler görmek mümkün.
IMG_3678

IMG_3755

Sonraki durağımız caddenin alt kısmındaki Tjörnin denilen küçük havuzdu. Burada 40’dan fazla cins su kuşu yaşıyormuş. Kazlar, kuğular, martılar, deniz kırlangıçları.. Herkes buraya gelip kuşlara ekmek attığı için de buranın halk arasında adı ekmek çorbasıymış. Gerçekten de suyun içinde çeşit çeşit kuşlar öyle güzel gözüküyorlardı ki, aralarında daha önce hiç görmediğim cinsler de vardı. Bir de hepsi bir ağızdan öyle bağırıyorlardı ki, ne dedikleri anlaşılmasa da önemli bir şeyler konuşuluyor gibi geldi bana.
IMG_3706

FullSizeRender

Şehirdeki son durağımız ise okyanus kıyısındaki Sun Voyager yani Güneş Yolcusu heykeliydi. Herkes bu heykeli Viking gemisine benzetse de aslında keşfedilmemiş yerlere, umuda, gelişmeye ve özgürlüğe açılan hayali bir gemi olarak tasarlanmış. Tüm sevdiğim kavramlara gönderme yapmış yani. Ne kadar güzel değil mi?
FullSizeRender

Daha sonra okyanus kenarında biraz daha dolaşarak İzlanda’daki son günümüzü de noktaladık.
FullSizeRender

Şelaleler, yanardağlar, buzullar, kuzey ışıkları ve jeotermal kaplıcalar derken beş güne sayısız güzellik, mutluluk ve deneyim sığdırdık. Fırsatı olan herkesin gelip buraları görmesini isterim.

Sabah uçak saatlerimiz farklı olduğu için gece yatmadan önce Christine ile kucaklaşıp başka bir ülkede görüşmek üzere vedalaştık. İnanır mısınız daha kafamı yastığa koyar koymaz başka yerleri hayal ederken buldum kendimi. Sonra Türkiye’ye bile dönmemişken böyle şeyler düşündüğüm için kendime kızdım. Güney Afrika’dan geldiğimde bir arkadaşım “Artık bir kere bu virüs senin vücuduna girdi, bundan sonra kaçışın yok” demişti. Gerçekten de ne kadar doğru söylemiş. Ne yapalım biz de bu virüsü kabullenip bir ömür boyu onunla yaşamaya çalışacağız demek ki.
IMG_3761

Buzullardan Kızgın Sulara Atlarken

Geldik turun son gününe. Bugünkü en önemli durağımız Blue Lagoon yani Mavi Lagün’dü. Hamamlara, kaplıcalara ve spalara bayılan ben tabi ki de karlı dağlar arasındaki Blue Lagoon’a girmek için sabırsızlanıyordum.

Otelimizden çıktıktan sonra birkaç yerde mola verdik. Birisi de volkanik lavların yayıldığı arazilerdi. Zamanla üzerleri yosun kaplamış lavlar oldukça güzel gözüküyorlardı.
FullSizeRender 3

IMG_3515

Öğlene doğru Blue Lagoon’a vardık. Biz turla geldiğimiz için direkt içeri girebildik ancak kendiniz gelmeyi düşünüyorsanız önceden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Burası yerin 2.000 metre altından gelen jeotermal suların oluşturduğu doğal bir bölge. Lagün toplamda 9 milyon litre su içeriyormuş ve suyun sıcaklığı ortalama 38 dereceymiş.
FullSizeRender

Christine’le bikinilerimizi giyip titreye titreye dışarı çıkarak hızlıca suya koşturduk. O buz gibi havadan sıcacık suya girmenin mutluluğu inanılmazdı. Çok sıcak olduğu için içinde uzun süre kalamadığım Türkiye’deki kaplıcalardan sonra buradaki su korktuğum kadar sıcak gelmedi. Bir de vücudum sıcak suların içindeyken yüzümün üşümesinden çekiniyordum ama buharlaşan sular sayesinde suyun dışında kalan yerleriniz de hiç üşümüyor.
IMG_3656

Lagün’ün çeşitli yerlerinde doğal çamurlar var, cilde iyi geldiği için biz de yüzümüze sürdük. Suyun saçlara zarar vermediğini, sadece saçları kuruttuğunu bu nedenle girerken ve çıkarken bolca saç kremi sürülmesi gerektiğini söyleseler de biz saçlarımızı suya sokmamayı tercih ettik. 2 saatlik bir keyfin ardından sıcak suyun verdiği yorgunluktan gözlerimiz kapanarak otobüsümüze tekrar bindik.
IMG_3566

Otobüs bizi Reykjavik’teki otelimize bıraktı. Burada rehberimizle ve turda tanıştıklarımızla vedalaştık. Bence kısa ama çok iyi planlanmış bir turdu, herkese tavsiye ederim. İzlandalı tur rehberimiz Snorri’den de oldukça memnun kaldık.
FullSizeRender 4

Akşam Christine’le ekmeğin içinde çorba servis eden güzel bir yer bularak karnımızı doyurduk. İzlanda’da kaldığımız süre boyunca kahvaltılar hariç neredeyse her öğün çorba içtik diyebilirim. Hem sıcak, hem diğer yiyeceklere göre daha ekonomik, hem de çok lezzetliler. Daha önce hiç içmediğim kuşkonmaz çorbası, tatlı mısır çorbası ve etli İzlanda çorbası favorilerim arasında. Burada fark ettiğim diğer ilginç bir şey ise insanların çorbanın yanında bira içmeleri oldu.
IMG_3660

Sonrasında otelimize geldik. Yarın İzlanda’da son günümüz olacak. Geldiğimizden beri Reykjavik’i görme şansımız olmadığı için şehri gezeceğiz. Yarın tekrar görüşmek üzere, iyi geceler olsun..

Göz Alıcı Buzullar ve Dans Eden Kuzey Işıkları

Eveet geldik turun en heyecanlı gününe. Dün öyle bir gündü ki sanki turu günler geçtikçe gördüğümüz güzelliklerin şiddetini arttıracak şekilde ayarlamışlar gibi geldi. Sabahtan Vatnajokull Milli Parkı’na gittik. Burası Avrupa’nın en büyük milli parkı ve en büyük dağ buzulunun bulunduğu yermiş. Parkta öncelikle buzulların oluşturduğu Jokulsarlon Lagünü’ne uğradık. Buzullar 1.000 yıldan fazladır kırılarak burayı oluşturmuş ve her geçen yıl buzullar eridikçe lagünün büyüklüğü artıyormuş. Küresel ısınmanın da etkisiyle son 15 yılda büyüklüğü iki katına çıkmış.
IMG_3383

IMG_3404

Christine ile hayatımızda ilk defa buzul gördüğümüz için çocuklar gibi mutluyduk.
IMG_3418

Biraz ileride lagünün Atlantik Okyanusu’yla birleştiği yere Diamond Beach yani Elmas Kumsalı diyorlar. Çünkü okyanus sularının parlattığı buzullar güneş ışığının altında elmas gibi parlıyor. Şansımıza hava öyle güneşliydi ki kumsala inince gördüklerimiz karşısında nefeslerimiz kesildi. Böyle bir güzellik olamaz. Kumsalda oradadan oraya koşturarak sayısız fotoğraf çektirdim. Doğanın bana yaşattığı bu heyecanı, mutluluğu hiçbir şeye değişemem.
IMG_3459

IMG_3445

Bir sonraki durağımız yine milli parkın içindeki Vatnajokull Buzulu’ydu. Şu görüntüsüne bakar mısınız?
IMG_3490

Volkanik patlamalar oldukça küller buzulların arasında çizgiler oluşturuyormuş.
FullSizeRender

Daha sonra otelimize geldik. Malum gece kuzey ışıklarını avlayacağız. Her ne kadar cep telefonlarımızdaki uygulamalar beklenen şiddeti 9 üzerinden 2 olarak gösterseler de rehberimiz gökyüzünün bulutsuz olduğunu ve büyük ihtimalle ışıkları görebileceğimizi söyledi.

Akşam yemeğimizi yedikten sonra saat 20:30’da otelin önünde buluştuk. Üzerimizde kat kat giysilerle oldukça heyecanlıydık. Herkes tripodlarını kurdu, fotoğraf makinelerini ayarladı ve başladık ayakta beklemeye. Rehberimiz diyor ki bu işin en önemli kuralı sabır, sabır, sabır. Benimse hiç sevmediğim bir şey.

Hava gitgide soğudu, gelen battaniyelere sarındık. Ben yine de ara sıra ısınmak için otele girip girip çıktım ve bu işin saatlerce sürmemesi için dua ettim. O soğukta ayaktayken kapkaranlık gökyüzüne bakarak saatlerce beklemek zor iş gerçekten de. Bir yerden sonra odaya gidip sıcacık uyusam mı düşüncesi geçiyor aklınızdan, ya da sadece benim aklımdan bilmiyorum.

Saat 21:30 gibi gözlerimiz pek bir şey göremese de fotoğraf makineleri ile gökyüzünde hareketlenmeler olduğunu fark ettik. Bu arada bizi ısıtmak için sıcak çikolata da getirdiler, hepimizin keyfi yerine geldi. Saat 22:00’ye doğru ışıklar incecik yay çizerek ufak ufak kendini göstermeye başladılar. Sonra o yay büyüdü, genişledi, değişerek farklı farklı şekillere büründü. Bir anda ışıklar gökyüzünde dans etmeye başladılar. Işıklar dans ettikçe hepimiz çığlık çığlığa kaldık.
IMG_3507

IMG_3508

Yarım saat sonra tüm gökyüzü tekrar kararınca herkes gördüklerinden mutlu bir şekilde odalarına çekildi. Kuzey ışıkları konusunda iki yorumum olacak. İnsan gözü ışıkları resimlerde göründüğü gibi algılayamıyor. Yani bizim gökyüzünde gördüğümüz ışıklar yukarıdaki resimler kadar yeşil değil, daha açık renklilerdi. Bu da bende biraz hayal kırıklığı yarattı, demek ki gördüğüm tüm resimler ışıkların gerçek görüntüsünden daha güzelmiş dedim. Beni etkileyen konu ise, resimlerde ışıkları hep sabit görüyoruz, aslında sürekli hareket halindeler ve şekil değiştiriyorlar. Dediğim gibi adeta gökyüzünde dans ediyorlar. Böyle olduğunu bilmiyordum ve bu nedenle beklediğimden daha çok hoşuma gittiler.

Bugün turumuzun son günü. Şu anda jeotermal kaplıca olan Blue Lagoon’a doğru gidiyoruz. İzlanda konusunda en çok merak ettiğim şeylerden biri de soğuk havada girilen kaplıcalardı. Bakalım gerçekten de resimlerde göründüğü kadar güzel miymiş?

Buzun ve Ateşin Ülkesi İzlanda

Bugün günümüz İzlanda’nın şelaleleri ve yanardağlarıyla geçti. Detaylara girmeden önce bu doğal güzellikleri görmenin bedelinden bahsetmek istiyorum. Burada İzlanda kronu kullanılıyor ve her şey gerçekten çok çok pahalı. Sabah kredi kartı harcamalarıma baktığımda dün öğlen içtiğim sıradan bir kahvenin 20 TL, akşam yediğim çorbanın ise 60 TL tuttuğunu görmüş oldum. Allahtan suyu çeşmeden içebiliyoruz da bir de bunların üzerine su parası ödemiyoruz. Otobüse bindiğimde rehberimize ülke sizin için de çok pahalı mı diye sorduğumdaysa, hayır biz iyi kazanıyoruz cevabını aldım. Allah bereket versin ne diyelim.

Bugünkü ilk durağımız Seljalandsfoss Şelalesi’ydi. Şelalenin kaynağı ünlü Eyjafjallajökull yanardağıymış.
IMG_3227

Daha sonra Eyjafjallajökull yanardağının bilgilendirme ofisine gittik. Gün içinde beni en çok etkileyen şey de bu oldu. Bize 2010 yılında yanardağın patlamasıyla bölgede yaşananları anlatan bir video izlettiler. İnsanların ve hayvanların nasıl küller içinde kaldıklarını, nefes bile almakta zorlandıklarını, elektriklerin ve suların kesildiğini, kurtarma ekiplerinin insanları evlerinden nasıl kurtardıklarını ve her şey bittiğindeyse her yeri kaplayan külleri ne kadar zorluklarla temizlediklerini gördük. Gerçekten korkunç bir afet. Yine de o dönemde herkes canla başla birbirine yardım ettiği için yaşananların bölge halkını birbirine bağladığını söylediler. Çıktığımızda yanardağ karşıdan bize masum masum bakıyordu.
IMG_3352

Bu arada tahmin edebileceğiniz üzere yanardağın okunuşu aramızda sürekli espri konusu oldu. Videoyu izledikten sonra bu konuda türlü türlü espriler içeren kupalar, tişörtler ve magnetlerin olduğu satış ofisini gezdik. Her ne kadar rehberimiz e harfinden sonra 15 harf daha geldiği için yanardağa kısaca E15 diyebileceğimizi söylese de herkes ismini uzun uzun okumayı denedi. Ama hiçbirimiz başarılı olamadık maalesef çünkü İzlandaca’da olan ve dili dişlerin arasına sokarak söylenen değişik bir harf kullanıyorlar ve yerli olmadığınız sürece o sesi tam olarak çıkarabilmeniz imkansız.
IMG_3353

Bir sonraki durağımız Skogafoss Şelalesi’ydi. Bu şelale sabah gördüğümüzden daha geniş olduğu için daha çok etkiledi bizi. Resimden şelalenin yanında insanların nasıl küçücük kaldığını görebilirsiniz. Gerçekten olağanüstü bir görüntüsü var.
IMG_3316

Daha sonra Atlantik Okyanusu kıyısındaki siyah kumlarıyla ünlü Reynisfjara Kumsalı’na gittik. Ortam o kadar rüzgarlı, okyanus öyle dalgalıydı ki, arada sular çekilip sonra birden kocaman dalgalar geldikçe çığlıklar içinde kaçıştık.
IMG_3284

FullSizeRender 3

Yanıbaşında da volkanik kayalar vardı. İzlanda’da 30’un üzerinde  yanardağ olduğu için adanın her yerinde türlü türlü volkanik oluşumlarla karşılaşıyorsunuz.
IMG_3351

Sonrasında yine ufak tefek şelaleleri, bir anda yolumuza çıkan gökkuşağını ve yollardaki volkanik kayaları gördükten sonra otelimize vardık. Kuzey ışıklarını görebilmek için şehir ışıklarından uzak olmak gerekiyor. Bu nedenle otelimiz şehrin oldukça dışında ve gökyüzünü her an görebilmemiz için odalarımızın kocaman camları var.
FullSizeRender

İki gece burada kalacağız ve gece herhangi bir hareketlenme olursa bizi uyandıracaklar. Bu gece için pek ümidimiz yok çünkü hava oldukça bulutlu. Işıklar en iyi bulutsuz ve ay ışığının az olduğu gecelerde görülebiliyormuş. Bu arada hepimiz cep telefonlarımıza ışıkların takibini yapan, bir gelişme olduğunda bildirim gönderen ve grafiklerle ihtimalleri gösteren uygulamalar indirdik.

Biz hazırız hazır olmasına da ışıklar sanki bizim kadar hazır değil gibiler. Çünkü uygulamaların dediklerine göre önümüzdeki günler ihtimaller o kadar da yüksek değil. Christine’e diyorum ki eğer göremezsek üzülmek yok tamam mı? Daha bunun Norveç’i var, İsveç’i var, Finlandiya’sı var hatta Çin’i bile var. O da gülümseyip, kafa sallıyor. Yine de içimizde bir umut, buralara kadar geldik doğa bize bir güzellik yapar inşallah diyerek bekliyoruz.

İzlanda’nın Baş Döndüren Güzellikleri

İzlanda’dan herkese merhaba! Sanki sabah güne başladığım saatler o kadar geçmişte kalmış gibi ki, bütün gün yaşananları yazıya dökmek hiç kolay olmayacak.

Neyse dün geceden bir başlayalım bakalım. İzlanda’ya neredeyse bir günümü yollarda geçirerek geldim. Havaalanına indiğimde gece saat 22:30 civarlarıydı, Türkiye’de ise 01:30. İlginç bir şekilde ülkeye girişte ne pasaport kontrolünden geçtim ne de vizeme bakan oldu, belki de Danimarka üzerinden geldiğim içindir bilmiyorum. Sonrasında kapıda internetten ayırdığım Fly Bus otobüslerine bindim. Otobüs binenleri önce şehir merkezinde bir terminale götürüyor daha sonra otele bırakılmak için ekstra ücret ödeyenleri küçük servis araçlarıyla otellere bırakıyor. Otele geldiğimde gece 12’yi geçmişti. Ama açıkça söylemek gerekirse Türkiye’nin herhangi bir şehrinde o saatte yalnız bir kadın olarak hissedeceğim tedirginliği hiç hissetmedim. Her şey oldukça profesyoneldi.

Odaya girdiğimde Christine çoktan uykuya dalmıştı, beni görünce kalktı kucaklaştık, sonra tekrar uykuya döndü. Yatağımın üzerine koyduğu minik hediyeler ise beni bekliyorlardı.

Duş almak için banyoya girdiğimde suyun kokusu dikkatimi çekti, duvardaki notu okuyunca anladım ki meğer İzlanda’daki sıcak su jeotermal suymuş ve sülfür kokuyormuş, sıcaklığı da 80 dereceymiş. Soğuk su ise direkt yeraltı kaynaklarından geldiği için içilebilirmiş. Tadına baktım gerçekten çok güzeldi. Neyse duşumu alıp kafamı koyduğum gibi uykuya daldım.

Sabah kalktığımızda hava 08:30’a kadar aydınlanmadı, aydınlandıktan sonra camdan bir baktım ki aman Allahım sanki bir tablonun içinde gibiyim.
IMG_3055

Kahvaltımızı yaptıktan sonra turumuz başladı. Toplamda 22 kişiyiz, yine her milletten insan var. Avustralya, İskoçya, Malezya, Singapur, Çin, Amerika, Belçika, Avusturya ve tabi ki Türkiye.

İlk durağımız Reykjavik şehir merkezindeki Aurora Reykjavik, Kuzey Işıkları Merkezi’ydi. Bu merkezde kuzey ışıklarının nasıl oluştuğunu anlatıyorlar, bugüne kadar İzlanda’da çekilmiş birbirinden güzel fotoğrafları gösteriyorlar ve en güzeli de fotoğraf makinenizi kuzey ışıklarını çekecek şekilde ayarlıyorlar. Christine’in makinesinde gerekli ayarları yaptırdık.
IMG_3084

IMG_3077

Bir sonraki durağımız olan UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Thingvellir Milli Parkı için otobüsümüze bindik. Bembeyaz yollardan geçerek parka vardık. Dünyanın en eski parlementosunun yer aldığı bu park ayrıca İzlanda’nın en büyük gölüne de ev sahipliği yapıyor. Gördüğüm manzaralar baş döndürücüydü.
FullSizeRender 3

IMG_3106

Daha sonra jeotermal fırın diye geçen Laugarvatn Fontana’ya gittik. Burası yer altı sularının sıcaklığının 100 dereceye vardığı bir yer. Fotoğraftan yerdeki suyun nasıl fokurdadığını görebilirsiniz.
IMG_3111

Burada yüzyıllardır ekmekler yerin altında pişirilirmiş. Ekmek malzemelerini bir tencereye koyuyorlar ağzını iyice kapatıp tencereyi toprağa gömüyorlar. 24 saat sonra tencereyi topraktan çıkartıp, sıcacık ekmeğin üzerine tereyağını sürüp yiyorlar. Dün toprağa yerleştirdikleri tencereyi hep birlikte çıkartıp yenisini gömdük.
IMG_3114

Sonrasında tereyağ ile servis edilen ekmeğe yumulduk. Off nasıl lezzetli bilemezsiniz. Hafif tatlımsı, içinde biraz şeker de varmış. Tarifini dağıttılar, istersek evdeki fırında 8 saatte pişirebilirmişiz.
IMG_3128

IMG_3133

Sonrasında Geysir denilen sıcak su kaynaklarının olduğu yere gittik. Yerdeki kaynaklardan buharlar çıkıyor. Asıl ilginç tarafı ise ismi Strokkur olan kaynak yaklaşık 5 dakikada bir içindeki suyu dışarı püskürtüyor. Herkes etrafına toplanmış suyu püskürtmesini bekliyor, bazen küçük bazense kocaman su dalgaları gökyüzüne doğru saçılıyor. Bir tanesi o kadar basınçlıydı ki üstümüzü başımızı ıslattı. Ama bekleyip bekleyip aniden gelen o dalgalarla heyecanlanıp oldukça keyifli vakit geçirdik.
IMG_3144

IMG_3145

Daha sonra Gullfoss Şelalesi’ne uğradık. Görüntüsü muhteşem. Açıkçası İzlanda’ya gelmeden bu kadar doğal güzellikle karşılaşacağımızı tahmin etmezdim.
IMG_3160

İlk günün planında olan tüm yerleri gezip otelimize doğru yola çıkmıştık ki rehberimiz yolun kenarındaki çiftlikte duracağımızı söyledi. Aman Allahım upuzun yeleleri, minicik boylarıyla İzlanda atları karşımızdaydı. Nasıl cana yakınlar, kendilerini nasıl sevdiriyorlar görmelisiniz. Hepsine bayıldım, sevip sıkıştırdım.
IMG_3175

Derken bu gece konaklayacağımız otelimize geldik. Birazdan akşam yemeğimizi yiyeceğiz. Yeryüzünün güzelliklerinden sarhoş olmuş bir şekilde hepinizi selamlıyorum..

İki Uçuş Arası Kopenhag

İzlanda biletini ucuza getireceğim diye Kopenhag Havaalanı’nda 6 saatlik bir bekleme süresini göze almıştım. Gezi yaklaştıkça kafamda acaba şehre inip geri dönebilir miyim soruları dönmeye başladı. Ama uçuşlarım bağlantılı olmadığı için valizimi alacağım, emanete vereceğim, Danimarka Kronu alacağım, şehre gideceğim, koştur koştur geri geleceğim derken rahatça kahvemi içip kitabımı okuyarak beklerim düşüncesi ağır basmaya başladı.

Uçaktayken arkamda oturan anne oğulun konuşmalarına kulak kabarttım, belli ki Kopenhag’ı iyi biliyorlardı. Dönüp şu kadar saatim var sizce şehre inmeli miyim diye sorduğumda mutlaka inmem gerektiğini, 15-20 dakika sürdüğünü söyleyip beni cesaretlendirdiler. Sonrasında bastı mı beni bir heyecan! Koştur koştur valizimi alıp turist danışma ofisine gittiğimde görevli valizimi direkt havayolu şirketine teslim edebileceğimi, kron almama gerek olmadığını, kredi kartıyla metroya binip şehirdeki tüm harcamaları yapabileceğimi söyleyince uçarak Nyhavn denen rengarenk binaların olduğu kanala doğru gittim. Gerçekten de yol metroyla tam 20 dakika sürdü.
img_3029

img_3035

Hava biraz kapalı, ara ara yağışlı olsa da ağzım kulaklarımda kanalı gezdim, evlere hayran kaldım. Hazır bu manzarayı bulmuşken bir kafeye oturup tadını çıkarttım.
img_3022

Birazcık daha dolaşıp Kopenhag’a en kısa sürede kendisini tekrar ziyarete geleceğime dair söz vererek tekrar havaalanının yolunu tuttum. Benim için piyangodan çıkmış çok çok güzel bir gün oldu. Sahi gezerken gözlerimin içinin güldüğünü fark etmiş miydiniz?
img_3038

Reykjavik Yolcusu Kalmasın

Afrika’dayken tek başına katıldığım turda minibüse bindiğimde bir kızın yanına oturmuştum. Bir hafta boyunca gecemiz gündüzümüz birlikte geçmiş, tur bittiğinde çok iyi arkadaş olmuştuk. Hayat öyle güzel tesadüfler çıkarıyor ki insanın karşısına, işte şimdi o kızla ikimiz İzlanda’ya gidiyoruz.

Christine benden birkaç yaş büyük, Avusturya’lı ve dünyayı gezmeyi çok seven, her fırsatta kendine macera dolu tatiller ayarlayan biri. Afrika’dan döndükten sonra bana sürekli mesajlar atarak “Elif, Sri Lanka’da çok güzel bir tur buldum incelesene”, “Elif, sana iki link gönderdim, Kenya mı olsun Namibya mı?” diye diye türlü türlü tekliflerle benim kanıma girdi ve en sonunda ikimiz de İzlanda’ya biletlerimizi almış bulduk kendimizi. Beni geliştiren, değiştiren, harekete geçiren arkadaşlıklara bayılıyorum.

Pazar günü yola çıkacağız. Ben Ankara’dan, o da bu arada Malta’ya taşındığı için Malta’dan gelecek, İzlanda’da buluşacağız. İzlanda konusunda beni en çok heyecanlandıran şey ne biliyor musunuz? Dünya haritasına baktığımda gördüğüm yeri. Kendimi o her yerden uzak adada düşünmek öyle heyecanlandırıyor ki..

Peki İzlanda’da neler yapacağız? Öncelikle söylemek istiyorum ki Türkiye’den İzlanda uçak biletleri oldukça pahalı, en son baktığımda 3.500 TL civarındaydı. Uygun fiyata getirmek için Oslo ve Kopenhag üzerinden uçuşları inceleyerek, Pegasus’tan Kopenhag biletlerini, sonrasında Iceland Air’den de Reykjavik biletlerini aldım. Bu şekilde uçak parasını toplamda 1.000 TL’ye getirdim. Gerçi Kopenhag’da bekleme sürem biraz uzun olacak, bakalım belki şehre inebilirim.

Turumuzu ise Christine buldu. Iceland Travel’ın “Hidden Powers and Northern Lights” turu. Ta Ekim ayında ayarlamıştık ve inanın Mart’a zor yer bulduk. Turun bedeli 679 Avro. İsminden de anlayacağınız üzere Kuzey Işıklarını avlayacağız. Kuzey Işıkları için en uygun dönemin Eylül-Mart arası olduğu söyleniyor. Tabi bu iş biraz da şans işi, bakalım ışıkları görebilecek miyiz?
iceland

Onun dışında günlerimiz genel olarak adanın güney bölümünde geçecek. Günler ve konaklanacak yerler aşağıdaki haritadaki gibi.

iceland-map

Tabi isimler bana şu anda öyle uzak geliyor ki nasıl okunduğu konusunda bile fikrim yok. Tek okuyabildiğim şey başkentin ismi, Reykevik. Buzulları gezeceğiz, jeotermal kaplıca olan Blue Lagoon’a gireceğiz, hatta çılgın isimli Eyjafjallajokull Yanardağı’nı bile ziyaret edeceğiz. Tur bittikten sonra ise bir günümüzü Reykjavik’te kendimiz geçireceğiz. Yazarken bile heyecanlanıyorum, bakalım günlerimiz nasıl geçecek, siz en iyisi takipte kalın.