Bath Gezisi

Bath Londra’nın 156 km batısında, Unesco Dünya Mirasları Listesi’ne girmiş bir İngiliz şehri. Şehir ilk defa Romalılar tarafından kaplıca bölgesi olarak kurulduğu için İngilizce’de “banyo” anlamına gelen “Bath” adını almış. Bizim Bath’a geliş amacımız hem burada yaşayan arkadaşımızı ziyaret etmek, hem de günübirlik şehir turu yapmak.

Bath’a Londra’dan hem tren hem de otobüsle gelmek mümkün. İngiltere’de tren biletleri oldukça pahalı olduğu için yolculuk süresi daha uzun olsa da otobüsle gelmeyi tercih ediyoruz. Böylece bana da blog yazılarım için zaman kalmış oluyor.

Victoria Coach Station’dan bindiğimiz National Express otobüsü ile yaklaşık 3 saat süren yolculuğumuzun ardından Gözdem bizi terminalde karşılıyor. Şehre adım atar atmaz geçmişte yolculuğa başlıyoruz sanki, şehir o kadar gösterişli ve tarihi ki. İlk durağımız şehrin merkezindeki Roma Kaplıcaları. Şu anda müze olarak kullanılan kaplıcalara giriş 15£.
5007f-939e9759-edeb-4aef-8414-dd645b868985

Müzenin içinde hem eski kaplıcalar yer alıyor, hem Romalılar zamanından kalma mezar taşları, sikkeler, eşyalar sergileniyor, hem de şifalı kaplıca suyu içilebiliyor. Yaklaşık bir buçuk saatlik etkileyici bir gezinin ardından kaplıca suyunun tadına bakıyoruz. Ülkemizdeki içmelerde olduğu gibi su hem sıcak, hem de tadı oldukça ağır ama şifadır diyerek zor da olsa bir bardağı bitiriyoruz.
7afab-a4a26144-e8ce-4875-a94e-7aca329197ce

image1-2

Sonrasında Roma kaplıcalarının yanındaki Bath Manastırı’nı da gezip şehrin sokaklarında yürüyüşe başlıyoruz.

9cadc-24ec9f61-05f6-4a62-9c55-ead59cd6d289

Tarihi sokaklara bir de sokak çalgıcılarının müziği eklenince şehir iyice büyülü bir hal alıyor. Sokaklarda eski zamanlardan kalma İngiliz kıyafetleri giyen insanlar dikkatimi çekiyor. Meğer Jane Austen Bath’lıymış, hani “Aşk ve Gurur” kitabının yazarı, ve Eylül ayında şehirde Jane Austen Festivali kutlanıyormuş. Festival boyunca insanlar bu şekilde giyinerek sokağa çıkıyorlarmış.
img_9886

4c360-a8c8b152-f983-48bb-98ce-03a8fa887944

Birkaç park ve bahçeden geçtikten sonra Gözdem’in evine doğru yola çıkıyoruz. Hava nemli, ara sıra yağmur bastırıp sonra güneş açıyor ama etrafın yeşilliğini görüp mis gibi kokusunu duyunca otobüse binmektense yürümeyi tercih ediyoruz.
73484-b94ac26f-a1b2-4a28-9f38-06f94e762f6c

20606-9248955b-4de1-4575-bd2b-07c4330381a8

Eve vardığımızda bize kapıyı Gözdem’in anne ve babası açıyor. Bayram günü birbirimizi İngiltere’de bulmuşuz, sarılıp bayramlaşıyoruz. Sohbet, muhabbet derken annesinin bizim için yaptığı börekler, kekler, salatalar ve demleme çay günlerdir yediğimiz sandviç, hamburger vs. den sonra bayram sevincimizi arttıyor.
acc23-155c251e-f6bd-45f4-9c14-4060d3f7af1f

Yemek sonrası evin yakınındaki kanalda gezintiye çıkıyoruz. Kanaldaki botlarda yaşayan insanlar var. Ellerinde kitapları, gazeteleri öyle sakin ve huzurlu görünüyorlar ki. Bath’da da yaşam diğer yerlerde olduğu gibi pahalı. Hatta bir taksici Gözdem’e “Bath kadın gibidir. Çok güzeldir ama bir o kadar da masraflıdır.” demiş. Belki de bu yüzden burada yaşayan insanlar hiç lüks düşkünü değiller. Gözdem’in dediğine göre ofise öğle yemeklerini kendileri hazırlayıp getiriyorlar, giyinmek, süslenmek için para harcamıyorlar. Sadece neye ihtiyaçları varsa onu alıyorlar ama bunu bir yaşam şekli haline getirdikleri için eksikliğini de hissetmiyorlar.
5dfe8-fd029734-5e0b-4e33-9491-941bb279f167

78d87-b9f4bbbf-6aaa-4d03-b9b7-16990c091253

Daha sonra Royal Crescent (Kraliyet Hilali) denilen yarım daire şeklindeki konutları görmeye gidiyoruz. Bir süre daha merkezde gezindikten sonra saate bir bakıyoruz ki gitme vakti yaklaşmış bile.
032cc-9274a7ab-2c79-428b-a37d-0ed3e2ae994e

Otobüs terminalinde sarılıp vedalaşıyoruz. Kısacık ama mutluluk dolu bir Bath gününü de böylece bitirmiş oluyoruz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir